< - Ziyaretçi Defterine Geri Dön İleti Yazmak İçin Tıklayın

Gönderen :  Veli Karabacak
Tarih : 17.4.2008

İleti : 

Sayın Hocam, Ben Veli Karabacak,Sizi tanımıyorum ama,Herhalde siz celil Hocanın oğlusunuz.Eğer öyleyse benim yakın hısınınsın.Ben Adana da ikamet ediyorum.Hala çalışıyorum. Yani emekli değilim.Bu vesile ile saygılar sunarım. Veli Karabacak/Adana

KARDELEN ÇİÇEKLERİ ve YÖRÜKLER

Toros Dağlarının zirvelerine yakın bir yerde Dumlugöze adında bir köy vardır. Kimsenin fazla bilmediği bu köy, acılarını, feryatlarını yüreğine gömerek ormanlar arasına saklı kalmıştır. Eğer bu köyü merak ederseniz? Antalya-Alanya, Karaman-Sarıveliler, Konya-Taşkent kara yolunda çalışan minibüslerle veya özel otonuzla gidebilirsiniz.
Köyün yolu taşlı, inişli-yokuşlu topraklı tipik köy yoludur. Kıvrım, kıvrım tırmanan yolun, manzaralarına doyamayacağınızı şimdiden söyleyebilirim. Yol boyunca ardıç, çam, sedir, ağaçlarının arasından gelen kuş sesleri, insanı alabildiğince dinlendirmektedir.
Torosların zirvesine uzanıp giden Yollardan ağır,ağır ilerlerken, uzaklar da kalan eskimiş bir şehrin lağım kokulu havasından kurtulursunuz. Yaban çiçekleri, kekik ardıç çam kokuları doyasıya dolar içinize. Çukurova’nın yakıcı sıcağına inat, etrafınızda çağlayarak akan ak köpüklü buz sular içinde yürüyerek günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Hatta buz suları koşam, koşam ağzınızdan akıtarak keyifle içebilirsiniz.
Zaman, zaman yol boyunca otlayan keçi ve koyunların meleşmelerine karışarak gelen Yörük türkülerini buralarda dinlemek mümkündür. Yörüklerin sevdaları yüreklerinde gömülüdür.
Sevda yüreklere sığmaz olunca, kavallardan kanayarak dökülen yanık türkülere dönüşür. Ve gönülden gönüle çağlayarak akar durur.
Yol boyunca yemisen, yaban erikleri, böğürtlen üzümlerini ağzınızı şaplatarak, gözlerinizi kımıştırarak yiyebilirsiniz. Bu yaban meyvelerini birisi yerken, karşısındakinin ağzının suyu akar. Zaten akmaması da mümkün değildir. Çünkü bu yaban meyvelerinin tabi güzelliklerini saran ekşi tadı sarar insanin bedenini. Gözlerinizi kırıştırır, ağzınızın suyunu akıtır.
Beklide adını ilk defa duyduğunuz Dumlugöze köyünün en büyük özelliği, Kardelen çiçekleri ile kaplı olmasıdır. O yörelerde (sümbül, nergis, soğancık) adı ile de tanınan Kardelen çiçekleri, buraları sevmiş ve vatan olarak kabul etmiştir.
Bu çiçeklerin dünyada 20 kadar türünün olduğu söylenmektedir. Bu türlerin büyük çoğunluğu cennet vatanım Anadolu’mda yetişmektedir.
Köylüler, bu çiçekleri hiçe sayıp ayakları altında ezip geçerlerken, Anadolu’mun güzelliklerini görmeye gelen bir turist, onlara kardelen çiçeğini sevmesini öğretmiş.
Onlarda çiçekleri sevmiş ve ince bellim, ak benizli sevgilim, ekmeğim aşın diyerek okşamışlar ve adına türküler yakmışlardır.

Sarı lale derler kardelenin adına.
Dolarla harman olursa doyulmaz tadına.
Çok topla diye emir eyledin evdeki kadına.
Hanım olacaksın ağa olacaksın ay kadınım.

Buralarda 1980 yılında yaklaşık ( 70 Milyon/Adet ) kardelen soğanı hasatı yapılmış ve tamamı satılmıştır. Bu plansızca ve ilkel şartlarda yapılan soğanlı bitki talanını önlemek için, 1991 yılanda yürürlüğe giren “Soğanlı Bitkiler Yönetmenliği’ doğrultusunda projeler yapılarak, Kardelen soğanı talanı kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Buna rağmen yapılan projeler dahilinde Kardelen soğanı ticareti yapan üretici sayısı, komşu köylerin de katılımıyla artarak 150 -170 üreticiye ulaşmıştır. Üreticilerin 2003 yılı hasatı 753 kg/yıl (166 milyon adet/yıl) Kardelen soğanına ulaşmış ve yurt dışına ihraç edilmiştir. Bu proje, Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) tarafından desteklenmektedir.


Proje sayesinde üretici ailelerin geliri yıllık ortalama 6000 Amerikan dolarına kadar yükselmiştir.
Kardelen çiçekleri sayesinde Dumlugöze köyünde Haziran ayı sonlarına doğru, Çevre yerel yönetimlerin de destekleriyle, etkin tanıtımlar yapılarak, Dumlugöze köyünde “Kardelen Festivali” yapılmaktadır. Bu Festival sayesinde, yurt içinden ve yurt dışından binlerce yerli, yabancı turistin bu köye gelmesi sağlanmıştır. Yapılan sosyal etkinlikler nedeniyle, orada yaşayan köylülerin hayat standartlarında büyük ölçüde değişiklikler olmuştur.
Köy halkı, Yörük kökenlidir. Hayvancılık, ormancılık dokumacılık la geçimlerini sağlamaktadır. Yörüklerin el dokuması kilimler, has koyun yünündendir. Boyaları doğal bitkilerden yapılmıştır.Yörük kilimlerinin motifleri Yörüklere özgü isimlerle anılırlar.
Koç boynuzu, pıtrak, sığır sidiği, eli belinde gibi. Bu motifler bizlere Selçuklulardan kalmadır. Kilimlerin renkleri, desenleri, güzelliğiyle insanın gözünü kamaştırmaktadır.
Kilim üzerine oturtulmuş desenler, halaya durmuş Yörük kızları gibi ağır ve edalı olarak oynaşırlar. El ele tutuşmuş desenlere bürünmüş farda kilimler, “Dıbıdan” türküleriyle keçi kılından yapılmış Yörük çadırlarına serilince, çadırın içinde yedi renk birden oynaşır.
Kardelen çiçeği sayesinde, yaz ayları boyunca, Dumlugöze köyünde yoğun yayla turizmi ve pansiyonculuk başlamıştır. Sırtında yorganıyla gurbete ırgatlık yapmaya giden köylülerin çoğu, artık kendi işlerini yapmakta ve ürettiklerini satmaktadır. Duvağın kokusu hala üzerinden silinmemiş taze gelinler ağıtlar yakarak, çalışmaya giden kocalarının yolunu gözlemekten, kardelen çiçekleri sayesinde kurtulmuşlardır. Şimdi elma yanaklı, elleri soğuk vurgunu Yörük çocukları, babalarının dizinin dibinden ayrılmamakta ve cebinde getirdiği ala şekerleri her gün yiyebilmektedir.
Kardelen çiçeklerinin Dumlugöze köyüne getirdiği hayat standartları beni çok etkilemiştir, Bunun adı, varolmanın kurtuluş savaşıdır. Bu taktire şayan oluşumun önderlerine teşekkürü bir borç bilirim.
Ben duygusal bir insanım. Duygusallığımın nedeni, genç yaştan beri varolma mücadelesi vermemden kaynaklandığı inancındayım. Sıcak bir cisme dokunulduğu zaman sıcaklığı hissedilebilir. Ama, bir insanın yüreğinden yanan ardıç kütüğü ateşinin sıcaklığı nasıl hissedilir? doğrusu bunu bilmiyorum.
Ama Toros Dağlarının doruklarında minnacık yüzlü, elma yanaklı kirpiklerinin gölgesi yüzüne düşmüş, Yörük çocukları gördüm. Sıcağa soğuğa aldırmadan çobanlık yaptıklarını gördüm. Onların suskun çaresizliklerini hala yüreğimde hissediyorum.
Hiç okul yüzü görmemiş bu çocuklar, öğretmenin büyüklüğünü yüreklerinde hissetseler bile, hiç öğretmen görmemişler. Onlar çocukluklarını hiç yaşamadan Dumlugöze’nin kayalık sarp yamaçlarında çobanlık yapıyorlar. Onlar, uçan tayyareli, yürüyen trenli oyuncaklarla hiç oynamamışlar. Gördükleri en iyi oyuncak, boz eşekleridir.
Onlar, üç beş Yörük çadırının bulunduğu alanlar, keçi ve koyunlarının gidebildiği otlaklar kadar sınırlı olan özgürlüğü içinde, kıvranıp duran yaban gülleri kadar saf ve temiz çocuklar.
Körpe umutlarının üstüne düşen hayatın acımasızlıkları, onları bin tonluk presler gibi ezmesi kimin umurunda?
Doğurduğu dokuz yavrusunu doyuramayıp, okumaktan çobanlığın daha faydalı olduğunu savunan babalara müdahale etmek kimin umurunda?.
Onların, Kardelen çiçekleri gibi gün ışığına çıkmak için verdikleri mücadeleleri sizler hiç seyrettiniz mi? Yalın ayaklarında ki kan izlerine aldırmadan, dağlardan odun çekerken, kağnı gıcırtılarına karışan acı çığlıklarını hiç duydunuz mu?





Görkemli düğünlerde, pahalı takılarla kendilerini ispatlamaya çalışanların umurunda mı? onların okumaları?
Yarin hangi elbiseyi giyeceğini, hangi mücevherleri takacağından başka hiçbir düşüncesi olmayanların umurunda mı? onların okumaları.
Tanrının çok mükemmel yarattığı insan, bu mükemmelliğin modelleşmesini bilmiyorlar. Daha mükemmel olabilmenin yollarını aramıyorlar.
Ben hayallarımda, insanların geleceği için ne fırtınalar kopardım. İnsanlığın mutluluğu için, nice gülistan bahçelerinde altın elma veren ağaçlar yetiştirdim.
Nice devletler kurdum ki, milli gelirleri milyarları aşsın da camiler, hanlar , hamamlar, yollar yaptırsın diye.
Dizi, dizi okullar yaptırdım da vicdanı hür, yaşaması hür, yürüyüşü hür, gülüşü hür ve sevgisi hür insanlar yetiştirip ülkemizi ileriye alıp götürsün diye.
Şöyle bir düşündüm de, kurduğum bu devletlerin başkanları yine insan değimli?. İnsan oğlu işgalci bir ruha sahiptir, bunu hiç düşündünüz mü? Kardeşçe yaşamak var iken, yağlı kendirleri elleriyle bağlıyorlar söğüt dallarına. At kişnemelerine inat türkülerimiz var bizim. Hem de kökü derinlerden gelen türkülerimiz. Kara denizin çırpınışını, Ceyhan ırmağının durgun akışını, Ak denizin ince kumlu sahillerinde söylenen alafranga şarkıları, Mavi tuna, Yeşil ırmak türkülerini hem biliyor, hem de söylüyorum.
Okumak adam olmak değildir. İnsanın elinde sihirli değnek de değildir. Okumak, ilmi iyi kullanmak için bir anahtardır. Bu anahtarla, yüzümüze kapanan kapıları aşabilirsek kanat takarak uçabiliriz.
Okumak, yaşanmamış masalların en güzel sayfalarını ezberletir insana. Hiç solmayan yaban çiçekleri büyütür pencerelerde. Ebem kuşaklarının som mavi yağmurlarını yağdırır insanın gönlünün çorak topraklarına. O zaman yeşille mavi, el ele serpilip büyür. Yedi veren gülleri açar, kanayan rengiyle. Gönülden gönüle türküler söyletir, geleceğin arkasından ağıtlar yakarak.
Benim gücüm, ancak bunları yazmaya yetiyor. Ve yazmaya devam da edeceğim. Çünkü elimden başka bir şey gelmez.
Toros Dağlarının doruklarında “hiç okul yüzü görmemiş Minnacık yüzlü, elma yanaklı, ayakları yalın kirpiklerinin gölgesi yüzüne düşmüş” Yörük çocuklarını Dumlugöze köyünde yetişen Kardelen çiçekleri gibi, koruma altına alalım ne dersiniz.? Alalım da, kazandığımızın ve kaybettiğimizin hesabını, hep birlikte yapalım 11- 04- 2007


VELİ KARABACAK / ADANA
ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1692642
Bugün :   28
Aktif :   28

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com