KIBRIS ADASINDA TEK VE KALICI ÇÖZÜM: İKİ DEVLET
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

    Kıbrıs Meselesi, Türk ve dünya kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Türk Hükümeti, uzunca bir süreden beri, bir yol üzerinde ısrarla duruyor: "Kıbrıs'ın çözüm yeri Birleşmiş Milletler'dir". Yani meseleyi Avrupa Birliği (AB) önünden alıp Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın (BM) önüne koymak ve bunu da başta Güney Kıbrıs Rumları olmak üzere Yunanistan'a ve onlarla beraber hareket eden Avrupalı devletlere kabul ettirmek istiyor. Hemen söyleyelim ki, biz bu teklifte ısrarlı tutumu tehlikeli buluyoruz. Zira, bu yolun ilerisini bilemiyoruz. İleride karşımıza, kabul edemeyeceğimiz bir teklif gelirse nasıl davranacağımızı belirlemiş değiliz. Hükümet adamlarımızın Kıbrıs Meselesini Türk ve Rum tarafları ile değil de Birleşmiş Milletler ortamında çözmeye çalışmaları bize 1923 Lozan görüşmeleri sırasında Türk Heyetinin Musul Meselesi için kabul ettiği bir çözüm önerisini hatırlatıyor. Bilindiği gibi Lozan görüşmelerinde Musul Meselesi çözülemeyip görüşmeleri tıkayacak bir hal alınca İngiltere bu meseleyi gündemden çıkarıp daha sonra ikili görüşmelerde ele alınmasını ve anlaşmazlık halinde de Milletler Cemiyeti'ne müracaat edilmesini önermiş, bizim murahhas heyetimiz de bunu kabul etmişt. Daha sonraki gelişmeleri de biliyoruz. İngiltere ikili görüşmelerde tavrını hiç değiştirmemiş ve mesele Milletler Cemiyeti önüne gelmişti. Milletler Cemiyeti de İngiltere'nin tezini destekleyince biz Musul'u kaybetmiş olduk Yine hatırlamakta yarar vardır: Milletler Cemiyeti'nin bu yanlı tutumundan dolayı yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti uzunca bir süre Cemiyet'e üye olmamıştır. Milletler Cemiyeti Konseyi'nin ısrarlı daveti üzerine ancak 1932 yılında üye olmayı kabul etmiştir. Önümüzde böyle bir örnek durmaktadır ve bu örnek bize BM'ye fazla bel bağlamamamız gerektiğini göstermektedir. Fakat bizim yetkililerimiz şimdilik AB'nin bu meseleyi BM'ye vermeyeceğine inanmış olmalılar ki, durmadan aynı şeyi tekrarlıyorlar. Fakat hemen söyleyelim: Bir gün AB yetkilileri bir açıklama yapsalar ve "Kıbrıs Meselesi bundan sonra AB'nin değil BM'nin meselesidir." deseler, acaba biz amacımıza ulaşmış olacak mıyız? Yani daha açık söyleyelim, Kıbrıs Meselesi Türkiye'nin istediği şekilde çözülmüş olacak mıdır?

    Şimdi meselenin bir başka yönüne dikkat çekmek istiyorum. Türkiye'nin "Kıbrıs Meselesi'nin çözüm yeri BM'dir" açıklaması ve bunda da diretmesi acaba Kıbrıs Meselesini çözmeye yönelik bir tavır mıdır? Yoksa AB müzakereleri çerçevesinde Kıbrıs'ın ayakbağı (!) olmasından kurtulmak için üretilmiş bir söylem midir? Her halde ilk önce açıklığa kavuşması ya da kavuşturulması gereken konu bu olmalıdır. Bir an için Hükümetimizin önerisinin kabul gördüğünü ve BM'nin Kıbrıs konusunu ele alarak çözüm aradığını var sayalım. Bu nasıl bir çözüm olacak? Çözüm konusunda bizim düşüncemiz net olarak nedir?Daha açık soralım: Kıbrıs Meselesi'nde bizim istediğimiz çözüm nedir?

Tarafların beklentilerine göre akla gelebilecek önerilerden bazılarını hatırlatalım:
1.    İki egemen devletten meydana gelen bir Kıbrıs Federasyonu,
2.    İki toplumdan meydana gelen bir Kıbrıs Cumhuriyeti,
3.    Türklerin hukukî ve kültürel varlığını tanımayan bir Kıbrıs Cumhuriyeti,
4.    Türkleri, Batı Trakya'daki Türkler gibi, azınlık sayan bir Kıbrıs Cumhuriyeti,
5.    Kıbrıs Adasında bir birine komşu iki Bağımsız Devlet: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Helen Cumhuriyeti.

    Yukarıda sayılan alternatif modellere yenilerini de eklemek mümkündür. Acaba BM'nin bu çözümlerden hangisini ya da bir benzerini bize sunmasını bekliyoruz? Ya da tahmin ediyoruz? Önce buna karar vermeliyiz. Mesela, BM Teşkilâtı, 1. maddede sayılan modeli önerse her halde bizim için makbul olur, 5. maddeyi önerirse daha da iyi olur. Fakat 2., 3., 4. maddelerde sayılan modellerden birisini önerirse Türkiye ne diyecektir? Kabul mü ret mi?

    Meselenin BM'de halledilmesini ısrarla istediğimize göre BM'nin teklifini reddetmek doğru olur mu? Her halde olmaz! O halde ".illa da mesele BM'de çözülsün." diye ısrar etmek riskli bir tutum olmuyor mu?

    BM, eğer ANNAN Planını ya da bir benzerini tekrar sunacaksa bu zaten reddedilmiştir. Kıbrıs Türkleri ve Türkiye açısında daha ilerisini sunması hiç beklenmemelidir. Zira Rumlar mevcut modeli bile reddetmişlerdir. Türklere daha fazla hak tanıyan bir modeli zaten kabul etmeyeceklerdir. O zaman geriye tek ve son alternatif kalıyor: BM, ANNAN Planından, Türkler aleyhine bazı değişiklikler yaparak ancak bir öneri hazırlayıp sunabilir. O zaman değişiklikler nerede olacaktır? Düşündüklerimizi söyleyelim. Kıbrıs Rum Yönetimi 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeniden ihya edilmesini istemektedir. Bu modelde 1976 yılında Kıbrıs'a yerleştirilen Türkler yoktur. Onlar geri döneceklerdir. Kıbrıs'da Türk askeri bulunmayacaktır. Barış Harekâtı'ndan sonra kuzeyden ayrılan Rumlar eski köylerine geri dönecekler, bıraktıkları mallarını geri alacaklardır. Aradan geçen zaman için de Türkiye'den tazminat istemektedirler. Şimdi böyle istekler karşısında Türkiye ne söylüyor? BM bu isteği olumlu karşılarsa Türkiye'nin tavrı ve cevabı ne olacaktır?

    Londra-Zürih Antlaşmaları ( Şubat 1959) ve Kıbrıs Cumhuriyetini kuran Anayasa'nın (Kabul Tarihi Ağustos 1960) bazı maddeleri ile ANNAN Planı karşılaştırılacak olursa aralarında büyük bir benzerlik olduğunu görürüz. Bu çözüm şekli bile 24 Nisan 2004 tarihinde Rumlar tarafından %75'lik bir oyla ret edilmiştir. Kaldı ki, 1960 Anayasası ile kurulmuş olan Kıbrıs devleti Türkler için bir felaket olmuş, ancak 40 ay yaşayabilmiş ve 1963 yılı sonunda bu devlet fiilen çökmüştür. En azında Türkler için çökmüştür. Şimdi 1963 şartlarını geri getirmek mi istiyoruz?

    Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki düşünceleri netleşmelidir. Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C.) adıyla bir devlet vardır. Türkiye bu devletin bağımsızlık ve egemenlik hakkına sahip olarak yaşamasını savunmalıdır. Bu devletin lağvedilerek Rumlarla ortak bir devlet kurmak fikri Kıbrıs'da 1963 şartlarını geri getirmekten başka bir şey değildir. Ayrıca bu fikrin Türkiye'ye mi ait, yoksa başka devletlere mi ait olduğu da belli değildir.

    Sonuç: Lefkoşe'nin Kum mahallesinde kapısında "Katliam Müzesi (= Museum of Massacre)" yazan Dr. Binbaşı Nihat İlhan'ın evi ve o evde katledilmiş eşine ve üç çocuğuna ait kan izleri hâlâ durmaktadır. Lefkoşe-Gazi Magosa asfaltının sol tarafında yer alan Muratağa, ve Sandallar köylerindeki şehitliklerde mermer plakalarda isimleri yazılı 89 şehitin hatıraları hâlâ canlılığıyla orada duruyor. Bunların içinde Bebek Hayriye Arif'in 4 aylık; Emine Mehmet Salih'in 80; Mehmet Osman'ın 82 yaşında olduğu da yine isimlerinin karşısında yazılı duruyor. Atlılar toplu mezarından çıkarılan şehitlerin sayısı 37 ve içlerinden Selden Ali Faik sadece 16 günlük; Rahime Cemal ise 65 yaşında. Şimdi yetkililer bir kere daha düşünsünler. Atlılardan giden Rumlar geri gelecekler ve o şehitliklerin önünden her geçtiklerinde 14 Ağustos 1974 tarihinde hunharca katlettikleri bu bebeklerin isimlerini görünce ne düşünecekler acaba! Daha önemlisi 16 günlük, 4 aylık bebeklerle 82 yaşındaki dedeyi katledenleri tekrar köylerinde gören Türkler ne düşünecekler acaba!







    Murat Ağa ve Sandalar toplu mezarına ait görüntüler, Kıbrıs adasında Türkler ile Rumların birlikte yaşamayacaklarını çok net olarak göstermektedir. Bu görüntüleri iyi okumak ve anlamak lazımdır.
   
    Atlılar köyü toplu mezarı da Türklerle Rumların ortak hatıralarının ne durumda olduğunu göstermektedir. yukarıdaki görüntüler incelendiğinde her toplumun ayrı ayrı yaşaması gerektiği gayet açık anlaşılmaktadır.
Filistin toprakları üzerinde 60 yıldan bu yana Filistinli Araplarla Yahudilerin bir birlerini öldüre öldüre bitirmekte oldukta görülüp dururken acaba Türklerle Rumların da mı aynı duruma düşmeleri ve bir birlerini öldürmeleri mi istenmektedir! Yoksa bundan çıkar sağlayacak birileri mi var?

    Birlikte yaşamayı kabul etmeyen halkların ayrışmasına ve ayrı ayrı devletler kurmasına olumlu bakan Avrupa acaba neden Kıbrıs adsı üzerinde Türklerle Rumları birleşmeye ve birlikte yaşamaya zorlamaktadır? Yugoslavya 6'ya bölünmemiş midir? Hırvatistan, Sırbistan, Bosna-Hersek,Slovenya, Karadağ ve Kosova nereden çıkmışlardır? Diğer taraftan Çekeslovakya 2'ye bölünüp Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olmamış mıdır? AB bu oluşumları onaylamakla kalmayıp bölünmüş devletleri tam üyeliğe de kabul etmiştir. Eğer, Filistin toprakları da 2'ye bölünebilse ve Yahudilerle Filistinli Araplar 2 ayrı devlet kurabilseler bütün dünya derin bir "Oh" çekecektir. O halde Kıbrıs Adasında, 32 seneden bu yana ayrılmış ve huzur içinde yaşayan iki toplumu neden hâlâ birleştirmeye uğraşıyoruz da iki komşu devlet ve halk olarak iyi komşuluk ilişkileri kurarak huzur içinde yaşamaları için gayret sarf etmiyoruz!

    Son söz: Kuzey Kıbrıs Türkleri ve Türkiye olarak, devletimize sahip çıkalım. Bir birine güveni olmayan ve aralarında çok kötü hatıraları olan Türklerle Rumları yeniden bir a raya getireceğiz diye boş yere uğraşmayalım. Türklerle Rumlar artık içi içe değil, yan yana yaşayacaklardır. Eğer yeni toplu mezarlar görmek istemiyorsak başka çözüm de yoktur, yapacak iş de yoktur. Herkes kendi yoluna gidecektir. Yapılacak bir şey varsa o da KKTC'nin Güney Kıbrıs Helen devleti ile ( Onlar da böyle bir devlet kursunlar) iyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamalarını teşvik etmektir. Tıpkı Türkiye ve Yunanistan gibi.

Durmuş Yılmaz

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695135
Bugün :   87
Aktif :   87

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com