Ortadoğu`da Yeni Oluşumlar ve DOĞUNUN 4 BÜYÜĞÜ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

Ortadoğu'da Yeni Oluşumlar ve DOĞUNUN 4 BÜYÜĞÜ
Doç.Dr. Durmuş YILMAZ

    Dünyanın "Ortadoğu"sunda, tıpkı aktif yanardağlar gibi,oluşum devam ediyor.bir müddet daha lavlar çıkacak,volkan külleri etrafa yayılacak,yeni tepecikler hatta dağlar meydana gelecek.Coğrafya değişecek, haritalar yeniden çizilecek.Bütün bu gelişmeler olurken dünyaya yön verdiklerini düşünenler ya da dünyanın jandarmalığını-gönüllü olarak(!)-üstlenmiş olanlar etrafta dolaşıyor ve yeni oluşumda en uygun köşeyi kapmayı umarak bekliyorlar.Ortadoğu'nun etrafında oluşan ve yeni oluşum sonrasında enerji kaynaklarının üzerine oturacaklarını düşünenler aslında tarihçiler için hiç de yabancı olmayan bir zihniyettir: Emperyalist Anglo-Sakson. Bu gün bu zihniyeti Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D) temsil etmektedir. Geçtiğimiz yüzyılda bu emperyalist zihniyetin temsilcisi İngiltere idi. Şimdi İngiltere A.B.D. ye akıl hocalığı yapmaktadır. 19. yüzyılda sömürge imparatorlukları kuranlar, 20. yüzyılın ilk yarısında otuz yıl arayla çıkardıkları iki dünya savaşında 40 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuşlardır.Yani bugün dünyaya yön vermek isteyen A.B.D. ve AB ülkeleri geçen yüzyılın sabıkalı ,sicili bozuk devletleridirler. Bu devletler bugün de çeşitli bahanelerle bölgemizde görülmekte,Filistin, Irak derken Suriye ve İran üzerinde sömürgeci emellerini gerçekleştirmek ve enerji kaynaklarının kontrolünü ellerine almak istemektedirler. Kendilerinden başkasını tanımayan, bırakın insan haklarını, kendilerinden başkasını "İnsan" bile saymayan bu zihniyeti iyi tanımalı ve ilişkilerimizi ona göre düzenlemeliyiz.
    Biz bu yazımızda Ortadoğu'nun haritasını değiştirmek ve yeni dünya düzenini bu bölgede hakim kılmak isteyen emperyalist ABD ve İngiltere ile onların ileri karakolu olan İsrail'in yaptıkları hesabın Ortadoğu'nun çarşısına uyup uymayacağı konusunda bir düşünce platformu meydana getirmeye çalışacağız. İşte bu noktada bölgenin etkin 4 devleti olan Türkiye, Rusya, İran ve Çin'in bu yeni oluşum karşısında nasıl bir tavır içinde olacaklarını anlamaya ve Avrupa ile ABD'nin bölgeye yerleşmesini nasıl değerlendirecekleri konusunda bir çeşit projeksiyon yapmaya çalışacağız. Biz saydığımız bu 4 devleti doğunun 4 büyüğü olarak görüyoruz.Yapacağımız analizi de bu düşüncenin üzerine kuracağız.               
Önce bu 4 devleti nüfus ve alan büyüklüğü olarak tanıyalım
Ülke        Nüfus                 Yüzölçümü
Çin         1.350.000.000      9.500.000 km 2
Rusya     150.000.000        17.500.000 km2
İran        70.000.000          1.600.000 km2
Türkiye   73.000.000          814.000 km2

   Azerbaycan'la birlikte Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olarak adlandırılan Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan'ın Türkiye başta olmak üzere bölge devletleri ile birlikte hareket ettikleri; Tacikistan'ın İran ile de Çin ile de iyi ilişkiler içinde olduğu dikkate alındığında 4 büyüklerin bölge üzeride, Avrupa ve Amerika kıtasında görüldüğü gibi hiç de zayıf olmadıkları açıkça görülecektir. 4 devletin içinde en zayıfının İran olduğu kabul edilmektedir. Belki en güçlü olanı da Çin. Fakat bir hususu da gözden uzak tutmamak gerekir. Çin tartışmasız çok büyük bir ülke, nüfus ve coğrafi alanı itibariyle eşi benzeri olmayan bir dev. Fakat dünya jeopolitiğinden bakıldığında İran daha büyük gözükmektedir. Basra Körfezine, dolayısıyla Hint Okyanusuna açılan kapı olma özelliği yanında sahip olduğu enerji kaynakları itibariyle belki de dünyanın en önemli ülkesi.
    Rusya ise başlı başına bir güç. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde veto hakkına sahip bir devlet. Muazzam bir askeri birikime ve tecrübeye sahip. Diğer taraftan o da bir enerji devi.
   Türkiye'ye gelince, tam anlamıyla bir doğu-batı sentezi. Çin sınırından batıya doğru uzanan hattın batı ucu.Türkiye, 4 büyük doğu devletinin içinde Avrupa ile entegre olmuş tek ülke. Balkan-Ortadoğu-Kafkasya üçgeninin tam ortasında, önemli bir geçiş noktasını tutuyor, Avrupa.Asya ve Afriya'yı birleştiren bir coğrafyaya hakim bulunuyor. Tarihi ve kültürel bağlarıyla hem Orta Asya'da hem de Ortadoğu'da prestij sahibi. Fakat Türkiye'nin önemi bütün bunlardan daha farklı bir özelliğinden kaynaklanıyor. Bugün, gerek AB ülkeleri ve gerekse de ABD ister emperyalist amaçlarla olsun, isterse de insani ya da ticari amaçlarla olsun, Orta Asya ve Çin'e uzanmak istediklerinde Türkiye'ye ve diğer Türk cumhuriyetlerine ihtiyaç duyacaklarıdır. Aynı şekilde Çin, Rusya ve İran'da eğer Avrupa'yla ilişki kuracak, mal alıp satacaklarsa onlar da muhakkak suretle Türkiye üzerinden batıya ulaşacaklardır. Peki başka yol yok mudur? Elbette vardır. Mesela Basra Körfezi yoluyla dünyaya açılmak da belki mümkündür. İran ve oradan da Orta Asya'ya ulaşmak mümkündür. Diğer taraftan Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlar üzerinden de Avrupa'ya ulaşmak mümkündür. Fakat bunların hiçbirisi Türkiye üzerinden geçen yol kadar güvenli ve ekonomik değildir.
    "Doğu'nun 4 Büyüğü" olarak nitelediğimiz devletlerin kendi aralarındaki ilişkilere gelince, hemen ifade etmek gerekir ki, bugün olması gereken seviyenin çok altında bulunmaktadır. Kimlik ve kişiliğini tarihin derinliklerinden almış olan bu 4 devletten ikisi olan Türkiye ve İran, bugün kamuoyunda bilinenin aksine, yaklaşık olarak 500 seneden bu yana barış içinde yaşayan iki devlettir. Başka bir ifadeyle şöyle de denebilir: İran Türklerin modern çağlarda hiç savaşmadığı belki de tek komşu devlettir. Rusya ise en çok savaştığımız devlet. Fakat bugün Rusya ve İran karşılıklı menfaatler açısından muhakkak işbirliği yapmamız gereken iki devlettir. Çin de öyle Burada Türkiye'nin ekonomik menfaatleri kadar, hatta bundan daha da önemli olan,Türkiye'nin Türk Dünyası ile entegrasyonu ve onların dünya ile entegre olmasını sağlamasıdır. Balkanlardan Doğu Türkistan'a kadar uzanan ve "Aynı Millet" olduğunu bilen bir Türk Dünyası için ne kadar fedakarlık yapılsa değer. Bundan 60 yıl önce birbirlerini yok etmek için bütün güçlerini seferber eden ve neticede karşılıklı olarak 20 milyondan fazla yurttaşlarının ölmesine sebep olan Almanya ve Rusya bugün karşılıklı ziyaretler ile dostluk gösterisi yapmaktadırlar. Türkiye neden 500 seneden beri barış içinde yaşadığı bir İran ile ileri seviyede dostane ilişkiler kuramıyor?
   Bölgedeki bütün devletlerin ortak tehdit ve tehlikeyi görmeleri lazımdır. Bu ABD emperyalizmidir. Bugün Irak'ı Filistinleştiren, Suriye ve İran' tehdit altında tutan, BM başta olmak üzere bütün uluslar arası kuruluşları kendi emperyalist emellerine alet eden ABD'dir. Burada en büyük görev Türkiye'ye düşmektedir. Türkiye, komşularının çaresiz kaldıkları noktada devreye girmeli ve bölgenin dengelerinin aleyhine gelişmesine engel olmalıdır. Irak'ta bu fırsatı kaçırdık, fakat Suriye ve İran konusunda kesinlikle ilgisiz kalmamalı, işi oluruna ve gidişine bırakmak yerine insiyatif almalı ve duruma Türkiye ve komşularının menfaati bakımından müdahale edilmelidir. Mesela, İran'ın çok sıkıştırıldığı şu günlerde kapsamlı bir doğalgaz anlaşması görüşmeleri başlatılabilir. Böylece saldırgan ABD İran'a yapacağı müdahalenin Türkiye'ye zarar vereceğini görerek daha dikkatli davranmak zorunda kalacaktır. Zira Türkiye'yi açıkça karşısına alacak hiçbir devlet Ortadoğu topraklarında istediğini alamaz. Bu gerçeği herkese anlatmak lazımdır. Şunu bir kere daha hatırlatalım: Eğer bu gün ABD Irak'ta var olabilmiş ise bu Türkiye'nin dolaylı desteği ile olmuştur.Eğer Türkiye'nin yerinde ABD'ye düşman bir devlet bulunmuş olsaydı, mesela İran, Irak operasyonu kesinlikle yapılamazdı. Bu yargı, olaya tersinden baktığımızda da doğru çıkar. Şöyle: Eğer Türkiye'nin yerinde mesela, İngiltere gibi, ABD'yi tam destekleyen bir ülke olsaydı, ABD Irak topraklarında karşılaştığı zorlukların %1 ile bile karşılaşmaz ve konrtrolü çoktan sağlamış olurdu. Bunu 1 ay kadar önce, ABD savunma bakanı Rumsfeld de söylemiştir. Eğer, Türkiye gereken insiyatifi alamaz ve İran ve Suriye de Iraklaşacak olursa yani bölgede başka başka Filistinler yaratılacak olursa işte o zaman Türkiye gerçek ateş çemberinin içinde kalacaktır. Bu gün "Stratejik Ortak", "Mütteftik" vb. tanımlamalarla yanımızda sandığımız ABD'nin nihaî hedefi Ortadoğu'da İsrail'e oynattığı rolü Orta Asya'da Türkiye'ye oynatmaktır. Acı, fakat gerçektir ki, Türkiye'nin desteği ile ABD seneden beri adım adım uyguladığı bir politika sayesinde Kuzey Irak'da bir Kürt devleti kurdurmuş, PKK'yı siyasallaştırmış, 3 milyon Irak Türkünü sindirmiş, Türkiye'nin bölge üzerindeki etkisini kırmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Jeopolitik olarak hiçbir önemi olmayan Kuzey Irak'ın petrolünden daha kıymetli şey, Ortadoğu'da İsrail'in yalnızlığının giderilmesidir. İkinci bir ileri karakol olmasıdır.Türkiye bu oluşum karşısında maalesef çok pasif ve dev re dışı kalmıştır. Türkiye hâlâ "Irak'ın toprak bütünlüğü." masalı ile uyumaya devam etmektedir.
    Öyle bir medeniyetle (!) karşı karşıyayız ki, kendisi her türlü vahşeti işlediği halde sürekli olarak karşısındakini suçluyor, suçu da suçluyu da kendisi belirliyor, iddiayı kendisi yapıyor, yargılamayı da. Hem savcı hem yargıç oluyor. Bir kere daha tekrar etmekte fayda cvardır: Türk- İslam dünyası yeni bir emperyalizm (Neo-impéerialisme) Dalgası, daha doğrusu saldırısı karşısında bulunmaktadır. Bu saldırganlık kan ve göz yaşından başka bir şey getirmeyecektir. Irak'ı tekrar göz önüne getirelim: Saddam Hüseyin belki zalim bir diktatördü, bir çok insanı mahkemesiz ve suçsuz yere öldürtmüştü. Öldürttüğü insanların içinde Türk de vardı, Kürt de vardı, Arap da vardı. Geçtiğimiz 16 Ocak günü, Doç. Dr. Necdet Koçak ve 4 arkadaşının şehit oluşlarının 30. yıl dönümüdür. Saddam Hüseyin, Necdet Koçak ve arkadaşlarını Türkiye lehine siyaset yapıyor gerekçesiyle Kerkük'te idam ettirmişti. Peki bu günkü durum nedir? Irak şimdi ne haldedir ve gelecekte ne halde olacaktır? Cevabı gayet açıktır: 60 seneden beri Filistin ne halde ise Irak da o hal üzere olacaktır. Şimdi, Irak yetmemiş gibi, Suriye ve İran da aynı kan deryasının içine atılmak istenmektedir. Bu durum yalnızca Türkiye'yi değil, bölgede diğer devletleri de yakından ilgilendirmektedir ki, bunlar yukarıda saydığımız 4 büyük devlettir. İran, Rusya ve Çin Türkiye ile birlikte hareket etmeli ve Batı emperyalizminin bölgeyi kana bulamasına izin vermemelidirler.
    Sonuç olarak: Türkiye, Orta Asya'ya açılan kapıdır. Asya'nın kimlik ve kişilik sahibi devletleri olan İran, Rusya ve Çin ile yeni bir sayfa açmalıdır. Potansiyel doğudadır. 25 üyeli AB'nin nüfusu 450 milyon, Yalnızca Çin'in nüfusu 1 milyar 350 milyondur. Türkiye kendi ufkunu karartmamalı, ya da kapatmamalıdır. Türkiye'nin tarihî misyonu Doğu'dan kopmadan batıya gitmektir. Özünden kopmadan çağdaş medeniyeti yakalamaktır. Tarih içinde oluşmuş yüksek Türk kültürünü evrensel değerlerle zenginleştirmektir. Tıpkı Mevlana'nın dediği gibi: Bir ayağı merkezde sabit, diğer ayağı dünyayı dolaşacak, pergel misali. Fakat unutmayalım: Sabit ayak doğuya basacak. Çünkü Türkiye'nin güç kaynakları doğudadır. Türkiye Türkleri, büyük Türk Milleti'nin batıdaki bölümüdür. 
   

BAREM Şubat 2006

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695054
Bugün :   6
Aktif :   6

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com