Misak-ı Millî
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

İmparatorluktan Millî Devlete Geçiş
MİSAK-I MİLLÎ

Doç. Dr. Durmuş Yılmaz

Giriş   
  Avrupalı sömürgeci devletler, Osmanlı devletini yıkmak, topraklarını paylaşmak ve nihaî olarak da Türkleri Anadolu'dan atmak maksadıyla, 1912 yılında Trablusgarp ve Balkan savaşlarını başlattılar. 1914 yılından itibaren ise, bir birinden binlerce kilometre uzaklıktaki 7 cepheden aynı anda saldırılara uğrayan Osmanlı devleti, 3 senelik güçlü bir direnişten sonra dayanma gücünün sınırına geldiğini görmüş ve artık imparatorluğun ömrünün bitmekte olduğunu anlamıştı. Osmanlı ordusu, Mısır'dan, Filistin'den, Bağdat'tan Anadolu sınırlarına doğru çekilmeye başladı. Türk sınırlarına, yani, Halep'in kuzeyinden Kerkük'e( Musul vilayeti'nin güney uçları) kadar uzanan bir çizgiye geldiğinde ise yeniden direnmeye başlamıştı. Çünkü buralar münhasıran Türk bölgesiydi. Ordularımız bu çizgi üzerindeyken Mondros Ateşkes anlaşması imzalandı (30 Ekim 1918).
    Ateşkes beklenen barışı getirmedi. 3 Kasım tarihinden itibaren İngiliz ve Fransız orduları ileri harekâtına devam ederek İskenderun ve Musul'u işgale başladılar. 10 gün sonra da işgallerini tamamlayarak ateşkese uymadıklarını ve uymayacaklarını gösterdiler. Aynı tarihlerde İstanbul açıklarına getirdikleri 61 parça savaş gemisiyle istiklal ve istikbalimize kast etmiş olduklarını da göstermişlerdi. Artık Türk Milleti'nin önünde 2 seçenek vardı: Egemenliğini kaybetmiş olarak istiklalden mahrum bir vaziyette yaşamak; ya da, yeniden silaha sarılarak istiklal ve istikbalini kurtarmak. 6 ay kadar süren bir belirsizlik ve kararsızlık döneminden sonra milletimiz Mustafa Kemal'in önderliğinde 19 Mayıs 1919 günü Samsun'da mücadele ateşini yakarak 2. yolu tercih ettiğini ilan etti. Bu yeni bir savaşın, İstiklâl Savaşı'nın başlangıcı idi.

Mİlli Devlet Şekilleniyor

Mustafa Kemal'in Samsun'dan itibaren izlediği yol, İstiklâl Savaşı'nın yol haritasını teşkil etmektedir. Ana durakları ise şunlardır:
·    Amasya Genelgesi ( 22 Haziran 1919);
·    Erzurum Kongresi ( 23 Temmuz-7 Ağustos 1919);
·    Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) .
Amasya Genelgesi hükümleri ve diğer 2 Kongrenin kararları Osmanlı Devleti'nin yıkıntısı üzerinde nasıl bir devletin şekillenerek kurulacağını hemen hemen ortaya çıkarmıştı. Bu bir "Millî Devlet" olacaktı. Bu bir "Türk Devleti" olacaktı. Bu devletin sınırları, Osmanlı Devleti'nin de çekirdeğini oluşturan Türk halkının oturduğu yerler olacaktı. 4 sene süren Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yıkılmıştı, fakat Türk Milleti devletsiz kalmayacaktı. Elbette yeni devletini kuracaktı. Yıkılan Osmanlı Devleti'nin yerine kurulması düşünülen devlet "Türk Halkı"nı esas alacaktı. Adı, Türk olacaktı, Dili Türk olacaktı, Ruhu Türk olacaktı. Bu düşünceye göre, Anadolu, Türklüğün merkezi olacaktı. Şimdi büyük bir mücadele başlayacaktı. Bu mücadelede ölmek de vardı, öldürmek de. Anadolu sınırlarının içinde ve dışında Türklüğü benimseyen, Türklüğüyle övünen, ya da Türklerle birlikte yaşama arzu ve iradesi gösteren herkes bu kutsal mücadelede yerini alacaktı. Bu "Ulu Türk" düşüncesini benimsemeyenler kararlarını şimdi verecekler, nerede ve kimlerle yaşamak istedikleri konusunda tercihlerini şimdi yapacaklardı. İşte Millî Mücadelenin fikir ve düşünce dünyası böyle oluşmuştur. Şimdi sıra bu düşünceyi hayata geçirmek, Türk'ün toprağını işgal eden, onu kendi öz vatanında esir etmek isteyen sömürgecilere gereken dersi vermek zamanı gelmişti.
Dünya savaşı sonunda ister işgal altında kalsın isterse kalmasın, Osmanlı Devleti'nin Türk halkı yeni bir devletin çatısı altında toplanacaktır. İşte bunun ilke ve prensipleri 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul'da toplanan Meclis-i Mebusan'ın yegane gündemini teşkil ediyordu.
16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'un işgali üzerine görevi mecburen sona eren bu meclise "Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı" denmektedir. Bu Meclis Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine görevine daha sonra Ankara'da yeni üyelerin de katılımıyla devam etmiştir. Meclis-i Mebusan'ın Felah-ı Vatan grubu üyeleri, 28 Ocak 1920 tarihinde gizli bir toplantıyla 6 maddelik bir karar tasarısı hazırlamışlar ve bunu Meclis-i Mebusan Genel kuruluna sunmuşlardır. "Ahd-i Millî Beyannamesi" olarak adlandırılan bu belge ( Daha sonra Misak-ı Millî ) Meclis-i Mebusan'ın 17 Şubat 1920 tarihli oturumunda ele alınmış ve oy birliği ile kabul edilerek yayınlanmasına karar verilmiştir. Şimdi bu belgeyi tanıyalım ve sonra yorumunu yapalım:       


Ahd-ı Milli Beyannemesi

Hüseyin Kazım Bey'in (Kadrî) başkanlığında toplanan Meclis-i Mebusan'ın 17 Şubat 1336 (1920) tarihli onbirinci birleşiminde, Edirne Mebusu Şeref Bey'in (Aykut), heyecanla okuduğu Misak-ı Millî metni şöyledir:

Osmanlı Meclis-i Mebusanı azaları İstiklal-i Devlet ve istikbal-i milletin, haklı ve devamlı bir sulha nailiyet için ihtiyar edebileceği fedakarlığın hadd-i azamisini mutazammın olan esasat-ı atiyyeye tamami-i riayetle mümkün üt-temin olduğunu ve esassat-ı mezkure haricinde payidar bir Osmanlı Saltanat ve Cemiyyetinin devam-ı vücudu gayr-i mümkün bulunduğunu kabul ve tasdik eylemişlerdir:
Birinci Madde- Devlet-i Osmaniyye'nin münhasıran Arap ekseriyetiyle meskun olup 30 Teşrinievvvel 1918 tarihli mütarekenin hin-i akdinde muhasım orduların işgali altında kalan aksamının mukadderatı, ahalisinin serbestçe beyan edecekleri araya tevfikan tayin edilmek lazım geleceğinden, mezkur hatt-ı mütareke dahil ve haricinde* dinen, ırken** , emelen müttehit ve yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve fedakarlık hissiyatıyla meşhun ve hukuk-u ırkiyye ve ictimaiyyeleriyle şerait-i muhitiyelerine tamamiyle riayetkar, Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskun bulunan aksamın hey'et-i mecmuası hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple tefrik kabul etmez bir küldür.
İkinci Madde- Ahalisi ilk serbest kaldıkları zamanda ara-yı ammeleriyle Anavatana iltihak etmiş olan Elviye-yi Selase (Kars, Ardahan, Batum) için ledel-icap tekrar serbestçe araya müracaat edilmesini kabul ederiz.
Üçüncü Madde- Türkiye sulhüne talik edilen Garbi Trakya vaz'iyyet-i hukukiyesinin tespiti de sekenesinin kemal-i hürriyetle beyan edecekleri araya tebaan vaki olmalıdır.
Dördüncü Madde- Makarr-ı Hilafet-i İslamiyye ve Payitaht-ı Saltanat-ı Seniyye ve Merkez-i Hükümet-i Osmaniyye olan İstanbul şehriyle Marmara Denizi'nin emniyyeti her türlü halelden masun olmalıdır. Bu esas mahfuz kalmak şartıyle Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının ticaret ve münakalat-ı âleme küşadı hakkında, bizimle sair bil-umum alakadar devletlerin müttefikan verecekleri karar muteberdir.
Beşinci Madde-Düvel-i itilafiyye ile muhasımları ve bazı müşarikleri arasında takarrür eden esasat-ı ahdiyye dairesinde ekalliyetler, hukuk-u memalik-i mütecaviredeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan istifade etmeleri ümniyesiyle tarafımızdan teyid ve temin adilecektir.
Altıncı Madde-Milli ve iktisadi inkışafatımız daire-i imkana girmek ve daha asri bir idare-i muntazama şeklinde tedvir-i umura muvaffak olabilmek için, her devlet gibi bizim de temin-i esbab ve inkışafatımızda istiklal ve serbesti-i tamme mazhar olmamız üssül-esas-ı hayat ve bekamızdır.
Bu sebeple siyasî, adlî, malî ve sair inkışafatımıza mani kuyuda muhalifiz.
Tahakkuk edecek düyunatımızın şerait-i tesviyesi de bu esasata mugayir olmayacaktır.
28 Kanunisani 1336 (28 Ocak 1920)

Efendiler ,
28 Kanunisani 1336 tarihinde bütün Türk ve Osmanlı tebaayı teşkil eden efrad-ı Milletin intihabiyle buraya gönderdiği ve bütün muhabbetleriyle, bütün namus u devlet ve millet ve dini müdafaa ve muhafaza için ittihat ve ittifak eden umum arkadaşların burada gösterdikleri azim ve imanı, tevfikat-ı ilahiyye, daima kabul edecek ve daima muvaffak edecektir.

Şeref Bey metni okuyup kürsüden indikten sonra Başkan kararı oya sunmuş ve Misak-ı Millî Kararları oybirliği ile kabul edilmiştir. Yakın tarihimizin dönüm noktası işte bu olaydır. Bu karar Meclis-i Mebusan'da okunup oylandığı sırada Batı Anadolu'nun önemli bir kısmı ile, Çukurova, Maraş, Antep, Urfa, Hatay ve Musul işgal altında bulunuyorlardı ve işgal de giderek yayılıyor, ülkenin en önemli sanayi, ticaret, ulaşım merkezleri sömürgecilerin kontrolüne geçiyordu. Böyle bir zamanda bu kararları alanların ülkeyi kurtarabilecekleri ve arzu ettikleri devleti kurabilecekleri henüz bilinmiyordu. Büyük bir kararlılık varsa da ülkenin kurtulacağı kesin değildi. İşte Misak-ı Millî'nin de önemi buradadır. Akıbetinin ne olacağı o zaman tam olarak bilinmeyen Meclis-i Mebusan, böyle bir karar alıp ilan ederek en azından gelecek nesillere sağlam ve kararlı bir "İrade" bırakmayı arzu etmiştir. Bu özelliğiyle Misak-ı Millî, Meclis-i Mebusan'ın gelecek Türk nesillerine bir vasiyetidir, denilse yanlış olmaz. Evet, Misak-ı Millî bir vasiyet metnidir. Fakat bu kararı alan Meclisin üyeleri o şanslı insanlardır ki, düşündüklerini yapma ve arzu ettikleri devleti kendileri kurabilme mutluluğuna erişmişlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Temeli Olarak Misak-ı Millî

Meclis-i Mebusan tarafından 17 Şubat 1920 tarihinde oy birliği ilan kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî Kararları ve Beyannamesi daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da tekraren kabul edilerek yeniden kurulacak Türk Devleti'nin (Türkiye Cumhuriyeti) siyasî sınırlarını belirleyen bir temel olmuştur. Zaten Türkiye Cumhuriyeti'nin 3 temel direği vardır. Bunlardan birincisi Misak-ı Millî sınırları içinde tam bağımsız bir Türk Devleti; ikincisi : Merkezi Ankara olan Üniter yapıda bir Türk Devleti; üçüncüsü de Laik Hukuk sistemini benimsemiş bir Türk Devleti. Bu 3 ilke Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturmaktadır.
Misak-Millî'nin belirlediği sınır, yukarıda verilen metinde de görüleceği gibi (Birinci Madde), fizikî ve coğrafî mekanları esas alan bir sınır değil, Türk'ün, yahut da Türk ile kaderini birleştirmiş halkın yaşadığı yerleri içine alan bir sınırdır. Birinci maddenin ilgili cümlesini bir kere daha hatırlayalım:

"...Mezkur mütareke ( 30 Ekim 1918) dahil ve haricinde, dinen, ırken , emelen müttehit ve yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve fedakarlık hissiyatıyla meşhun ve hukuk-u ırkiyye ve ictimaiyyeleriyle şerait-i muhitiyyelerine tamamiyle riayetkar, Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskun bulunan aksamın hey'et-i mecmuası hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple tefrik kabul etmez bir küldür"
Cümlede geçen 2 kavrama dikkat etmek lazımdır: Bunlardan birincisi "dahil ve haricinde"; ikincisi de "dinen, ırken, emelen". Bu kavramlar Misak-ı Millî'nin sınır çizerken 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Ateşkes antlaşmasıyla savaş bittiğinde Türk ordularının kontrolünde olan Musul , Hatay , İzmir gibi yerlerin yanında Ateşkesin imzalandığı tarihte Türk ordusunun kontrolünde olmayan fakat dinen, ırken, emelen Osmanlı İslam ekseriyetiyle, yani Osmanlı Türk çoğunlukla uyum içinde olan insanların yaşadığı yerler vatanın ayrılmaz parçalarıdır. Misak-ı Millî bu tarife uyan bölgelerden Kars, Ardahan, Batum bölgeleri ile Batı Trakya'yı 2. ve 3. Maddelerinde ayrıca zikretmiştir. Metinde adından açıkça zikredilmeyen bir yer vardır ki, o da Kıbrıs'tır. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi mütareke hattının haricinde kalan yerlerden birisi de muhakkak Kıbrıs'tır. Bu itibarla Kıbrıs Misak-ı Millî'ye dahildir ve en azından bu günkü bölünmüş haliyle Kuzey Kıbrıs, Türk vatanının ayrılmaz bir parçasıdır. Bağımsız bir devlet olarak yaşayabilirse, bu da maksada muvafıktır.
Misak-ı Millî'nin, birinci maddesinin ikinci fıkrasında aradığı uyum, "dinen, ırken, emelen, şeklinde tanımlanmıştır. Bu açıkça şu demektir: Dünya savaşı bitmiştir. Osmanlı Devleti dağılmıştır. Osmanlı Devleti'nin teb'ası olan halklar - Sırplar, Bulgarlar, Yunanlar, Arnavutlar bir tarafta; Araplar diğer tarafta- kendi millî devletlerini kurmuşlar veya kuracaklardır. Bu halkların hepsi kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin yıkıntıları üzerinde her halde bir çok devlet kurulacaktır. İşte bundan sonrası çok önemlidir. Türklerin kuracağı devletin halkı, dinen, ırken, emelen müttehid bir halk olacaktır. Yani Türkler ve Türklerle beraber yaşama arzu ve iradesine sahip halklar hep birlikte "Türk Halkı" başka bir ifadeyle "Türk Milleti"ni meydana getireceklerdir. Fakat işgalciler de Anadolu'nun içlerine doğru ilerlemekte ve her geçen gün Türk topraklarının bir bölümü daha İngiliz, Fransız ve Yunanların eline geçmektedir. O halde yapılacak iş bellidir: Dinen, ırken, emelen birlik içinde olan halk, el ele, omuz omuza verecek ve bu yurtlarını işgalcilerden kurtaracaktır. İşte Misak-ı Millî, kurtarılacak olan yurdun sınırlarını çizmiştir. Fakat, şu dağdan, şu tepeden...şeklinde değil, dinen, ırken, emelen müttehid (Birlik içinde) olan insanların yaşadığı yerler olarak belirlemiştir. Bu sınırlar içinde hür ve bağımsız bir Türk devleti kurmak Millî Mücadele'nin hedefi ve amacıdır.
Dönemin bütün kaynaklarında açıkça yazılmaktadır ki, İstanbul'un işgalinden sonra, 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplandığında , yurdumuzda 90 Bin Yunan, 59 Bin Fransız, 38 Bin İngiliz, 17 Bin İtalyan olmak üzere toplam 204 Bin yabancı (işgalci) asker bulunmaktaydı. Buna karşılık düzenli bir Türk ordusu henüz yoktu. Fakat, yurdunu işgalcilerden temizlemek azim ve kararında bir Türk Halkı, İstiklal Mücadelesini yürütmeye hazır Büyük Millet Meclisi ve ellerinde Misak-ı Millî gibi bir belge vardı. Eğer Birinci Meclis bu hedefi gerçekleştirememiş olsaydı, görev sonrakilere geçecek ve onlar bu gayeyi takip edeceklerdi. Nitekim, Hatay Millî Mücadele döneminde alınamamış fakat işgalinden 21 sene sonra, aslına avdet etmiş ve Türkiye'nin bir parçası olmuştur. Biz inanıyoruz ki, Türk halkıyla dinen, ırken, emelen müttehid olan Kuzey Irak halkının yaşadığı yerler de (Musul Vilayeti) Misak- ı Millî'nin ruhuna uygun olarak bir gün aslına avdet edecek ve Türkiye'nin bir parçası olacaktır. Zira, 30 Ekim 1918 tarihli Ateşkes antlaşması imzalandığı zaman Türk ordularının elinde olan ve daha sonra işgal edilen topraklardan sadece Musul dışarıda kalmıştır.

Eki: Misak-ı Millî (Ahd-i Millî) Beyannamesi sureti

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695246
Bugün :   198
Aktif :   198

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com