OKUL-ÖĞRETMEN VE AYDINLANMA
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

OKUL-ÖĞRETMEN VE AYDINLANMA
Durmuş Yılmaz

    Her devirde, her yerde ve her zamanda öğretmen toplumu inşa eden kişidir. Aydınlanmanın ana ögesi öğretmendir. Özellikle yakın tarihimiz incelendiğinde, yani İstiklâl savaşı ve sonrasında yeni ve modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna bakıldığında öğretmenin ne kadar önemli görevler üstlendiği görülecektir. Devletimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında ve Türk Milleti'nin millî kimliği ile dünya Milletleri içinde yerini alabilecek seviyeye erişmesinde öğretmenlere ne kadar güvendiği herkesçe bilinen bir gerçektir. 1921 yılı Temmuz ayında Eskişehir-Kütahya savaşları devam ederken Ankara'da Maarif Şurasının toplanması çok anlamlıdır.
    1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilen yeni alfabenin bütün Türk vatandaşları tarafından öğrenilmesi ve okur-yazar oranının artması için ülkemizin en seçkin aydınlarının Millî Eğitim bakanlığına müracaat ederek öğretmenlik görevi istediklerini ve hiçbir karşılık beklemeksizin yurdumuzun en ücra köşelerine giderek Türk aydınlanmasına katkıda bulunduklarını biliyoruz. İstanbul'da doğmuş, Avrupa'da tahsil görmüş, birkaç yabancı dili konuşan ve yazan pek çok aydın Sivas, Diyarbakır, Van gibi şehirlerimize ve köylere giderek öğretmenlik yapmışlardır. Asıl mesleği doktorluk olan Ceyhun Atıf Kansu da bunlardan biridir. "Kır Çiçekleri" adlı şiiri bu dönemi çok güzel anlatır.
    Cumhuriyet Türkiyesi'nin bu hamlesi uzun yılar devam etti. Yurdumuzun geri kalmış yörelerinin kalkınması için halk arasında "Şark Hizmeti" olarak adlandırılan zorunlu görevler yapıldı. Bu gün hayatlarını emekli öğretmen olarak sürdürmekte olan pek çok öğretmenimiz bu heyecanlı neslin son öreklerdir. Onlar mesleklerinin önemli yıllarını Kars, Ağrı, Van, Urfa gibi doğu ve güneydoğu illerimizde ve köylerinde yaşayan insanlarımızın aydınlanması için harcamışlardır. Şimdi kendileri ile konuşulduğunda hâlâ o heyecanı yaşamakta oldukları görülmektedir. Ekim ayında gittikleri köylerden Mayıs ayına kadar hiç çıkmadıklarını heyecanla anlatırlar.
    Devletimizin temel harcını koymuş olan öğretmenlerimizin görev tanımı yapıldığında görülecektir ki, onların vazifesi sadece okula gelen çocukları okutmak, onlara okuma, yazma, matematik, tarih, coğrafya vs öğretmek değildir. Öğretmenin görevi büyük, küçük, kadın , erkek demeden köylüyü, başka bir ifade ile halkı aydınlatmaktır. Özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra, İstiklâl savaşını zaferle sonuçlandırmış olan milletimizin çağdaş ve modern bir topluluk haline gelebilmesi için çalışmaktır . Atatürk'ün "her gittiğim yerde halk benden iki şey istedi: Yol ve Mektep" sözü kalkınma hamlesine nereden başlanacağına işaret etmektedir.
    Aradan yıllar geçti. Ülkemiz Cumhuriyetin ilk yılları ile kıyaslandığında yol ve mektep konusunda çok önemli gelişmeler gösterdi. Bu gün yolu ve mektebi olmayan yerleşim yeri yoktur. Fakat buna rağmen maalesef Ulu Önder Atatürk'ün gösterdiği hedeflere tam olarak erişemedik. Okuma-yazma oranı hâlâ konuşuluyor. Oysa bu konunun çoktan gündemimizden çıkması gerekirdi. Kız çocuklarının okutulması için hâlâ kampanyalar düzenlenmektedir. Bu durum Türkiye'yi yönetenler için utanç verici olmalıdır. Cumhuriyetimizin 83. yılında hâlâ okuma-yazma tartışması yapmamalıydık.
    Biz bu yazıda bir konuya daha değinmek istiyoruz. 1985 yılından bu yana uygulanmakta olan ve öğrencisi azalmış köylerin çocuklarını başka bir köye taşıyan "Taşımalı Sistem" diye bir proje uygulanmaktadır. Bu uygulama ile bazı köylerin okulları yıkılmaya terk edilmiş vaziyetedir. Öğrencinin başka köye taşınmasıyla köyün okulu terk edildiği gibi köy de terk edilmektedir. Artık o köy "Aydınlanma" alanının dışına çıkmış olmaktadır. Köyde okul yoktur, öğretmen yoktur, Bayrak töreni ve İstiklâl Marşı yoktur. Atatürk büstü ve özdeyişleri yoktur. Müfettiş gelmemektedir. Mili Eğitim Müdürü gelmemektedir. Kaymakam , Vali zaten gelmez. Sonuçta o köyde kütüphane, kitap, gazete, dergi de yoktur. Karanlığa bürünen köyü zaten halkı da terk etmek üzeredir.
    Bir başka husus: Büyük şehirlere yakın köy ve kasabaların öğretmenleri de çalıştıkları yerde oturmamaktadırlar. Kadınhanı, Sarayönü, veya Çumra gibi ilçelerimizde çalışan öğretmenler bile Konya'da oturmakta görev yerlerine araçlarla gidip gelmektedirler. Bu gün pek çok köy ve kasaba ve hatta ilçelerimizde öğretmenler ders zili çalarken nefes nefese sınıflara girmekte ve yine çıkış zili çalar çalmaz otogarlara koşmaktadırlar. Öğrencilerinin anne ve babalarını sadece resmi veli toplantılarında gören öğretmenlerin, toplumun inşasındaki görevi oldukça azalmıştır. Bir ideal mesleği olan öğretmenlik artık yalnızca bir geçim kapısı haline gelmiştir.
    Sonuç: Taşımalı sistemden vaz geçilmelidir. Köy okulları yeniden canlandırılmalıdır. Devlet, öğretmen maaşından tasarruf etmeyi bırakmalı ve her okula her branştan bir öğretmen atamalıdır. Tarih, Coğrafya, Sosyal Bilgiler, Fen Bilgisi gibi alanlarda yığılan öğretmenler yurdumuzun her köşesine dağılmalı ve Türkiye'nin çağdaşlaşmasındaki görevlerini üstlenmelidirler.    Öğretmenlerin de çalıştıkları yerlerde oturmaları gerekir. Köy ve kasabalarımızın her yönüyle kalkınması için bunun sayısız faydaları vardır.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695095
Bugün :   47
Aktif :   47

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com