KIBRIS’I BİR KERE DAHA DÜŞÜNMEK LAZIM
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 
    Hükümet, Kıbrıs konusunda büyük risk almıştır. Hiç düşünmeden "30 yıllık Kıbrıs meselesini çözmek"adı altında önce Newyork'ta sonra Burgenstok'da BM Genel sekreteri Cofi Annan'ın iradesine teslim olmuştur. Hükümet bu politikanın Kıbrıs'ı çözmekten ziyade AB yolunu açacağına inanmaktadır. Başka bir ifadeyle, Kıbrıs'ın bu haliyle AB yolundaki en büyük engel olduğunu düşünmektedir. İşte bizim de itirazımız burada başlamaktadır. Şimdi bunları madde madde yazalım:
1.Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs, gerçek bir engel değil bahane engeldir. Zira 1999 tarihine kadar Kıbrıs hiç telaffuz edilmemiştir. Gerçek engel, Türkiye'deki gelir düşüklüğü, işsizlik, nüfus artışı, altyapı ve eğitim alanındaki eksiklikler ile bir kısım yasaları (Uyum yasaları) uygulamadaki zorluklardır.
2.AB ve ABD Kıbrıs sorunun 1974 yılında, yani Barış Harekâtı ile başladığını iddia etmektedirler. Burada hafızaları tazelemek gerekir. Ana başlıklarıyla şu olayları hatırlayalım: a)1963 yılında Kıbrıs'da Rum terörü başlamış, Türk köy ve kasabalarına baskınlar düzenlemişlerdir. Bnb. Nihat İlhan, hanımı ve 3 çocuğunu Lefkoşe'nin kumsal semtinde katletmişlerdir. Bütün çabalara rağmen olaylar artarak devam etmiştir.
b)8 Temmuz 1974 tarihinde Nicos Sampson adında bir EOKA'cı Kıbrıs'da ihtilâl yapmış, cumhurbaşkanlığını ilân etmiştir. Meşru cumhurbaşkanı Makarios Ada'dan kaçmıştır. Sampson Ada'nın Yunanistan'a bağlandığını ilân etmiştir.
c) Bu olaylar üzerine Türkiye antlaşmadan doğan hakkını kullanmış ve Ada'ya asker sevk etmiştir.
    Şimdi bir kere daha düşünelim: Kıbrıs Sorunu hangi tarihte başlamış oluyor? 1974'de mi yoksa daha önce mi? İşte AB ve ABD'ye kabul ettirilmesi gereken gerçek budur. Kabul etmezlerse o günün kendi gazetelerini önlerine koymalıydık. Nicos Sampson'u kendi sesi ve görüntüsüyle yeniden TVlerde göstermeliydik. Kaçan Makarios'un demeçlerini yeniden dinlettirmeliydik. Yine kabul etmeyeceklerdi. Fakat en azından maskeleri düşmüş olacaktı. Onlar bunu kabul etmiyorlar diye biz onların dediğini neden kabul edelim?
    Şimdi de işin bir başka yönüne değinelim: Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında dost ve kardeşçe birlikte yaşama arzusu olduğunu kim iddia edebilir? 1964-1974 yılları arasında Rumlar tarafından öldürülen Türklerin çocukları ve torunları, acaba Rumları affetti mi? "Onlar bizim babalarımızı, dedelerimizi öldürdü, ama artık biz bunları unuttuk, onlarla artık dostuz, kardeşiz" mi diyorlar? Kim o insanlarla konuşmuş da bunu tespit etmiş? Her şeyi yazan "Çözümcü" gazeteler neden böyle bir aile ile röportaj yapmazlar? Abdullah Öcalanla bile gidip röportaj yapan M. Ali Birand, Hasan Cemal ve daha niceleri, neden Nihat İlhan'ın yakınlarını bulup da onlarla konuşmazlar? Yzb. Cengiz Topel'in ailesi, Albay H. İbrahim Karaoğlanoğlunun ailesi, Ertuğrul muhribi personelinin çocukları, torunları acaba şimdi neredeler, ne düşünüyorlar, hiç arayıp soran var mı?
    Netice: Hükümet, Kıbrıs meselesini çözüyor(!). Fakat aldığı riskin farkında değil. AB komiserlerinden bir "Aferin" almak için bütün bu dayatmalara razı oluyor. 2004 Aralık ayı bakalım ne gösterecek, onu da o zaman yazacağız.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695140
Bugün :   92
Aktif :   92

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com