Durmuş Yılmaz`ın küçük ama yüreği kocaman kızı Sabiha`dan babasına açık mektup...
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 
BABAMA AÇIK MEKTUP

Ellerin.. Üşüdüğüm zaman elimi soğuğun pençesinden kurtarıp, paltonun geniş cebinde barındırırdı. Elim elinde, ellerimiz paltonun geniş cebinde, sokaklarda yürürdük. Deri kahverengi paltonla, siyah sekiz kenarlı kasketinle benim en güçlü kahramanımdın. Mitolojik değil, efsane değil, gerçek bir kahraman.

Özel günlerde nerede ne yapıyorsam işimi bırakmamı ister ve gardırobunun başına çağırırdın beni. “Şu gömlekle hangi kravatı takayım?” diye sorarken, o güne kadarki tüm tecrübelerinden, tüm deneyimlerinden vazgeçmiş gibiydin. Sadece benim fikrime odaklanmış, sadece benden gelen yanıta göre hareket edecektin. Bana güvenirdin. Öylesine güvenirdin ki.. Hiç olmayacak bir fikirde bile hiç sorgulamadın, hiç reddetmedin. “Neden ben bu kadar özgüvene sahibim?” diye sorduğumda kendime, yanıtın içinde hep seni buluyorum..

Şımarık olmak bana verilen bir lüksten çok bir hak gibiydi. Yanağımdaki beni “Sanki kan damlamış karın üstüne..” diye tanımlarken, arabanın plakasındaki BBS harflerini “BeBeğim Sabiş” diye yorumlarken, “Biz ayrılamayız” şarkısı bizim olurken.. Şımarmamak elde değildi. Çok yoğun severdin beni, şiir gibi severdin. Şimdi aynaya baktıkça, senin gözünden kendimi gördükçe daha çok parçalanıyorum.

Seninle oturup sohbet etmem için neler yapmazdın. Elimden düşürmediğim telefonum ile ilgili hiçbir şey söylemedin belki ama bir defasında odamdan çıkmadığım için aynı evin içinde “Naber? diye mesaj atmıştın. Çok gülmüştüm ama yanına gelmek yerine mesajına cevap vermiştim. “Uyuyacağım”. Sen ise bu şımarık tavrıma bile hiç kızmadın. Sonra ben kendimi, senden aldığım ikinci mesajla yanında buldum. “SENİ SEVİYORUM, İYİ UYKULAR”

Şimdi odamdan çıkmadığım her saniyeye lanet ediyorum..

Evde kendi kendimize yemek pişirdiğimiz zamanlarda ne kadar da neşeli olurduk. “Nefis bir bulgur pilavı yapayım sana” derdin, ilk olarak bir tahta kaşık bulup tencerenin başına geçer, hiçbir şey yapmadan durur ve bana emirler verirdin. Sonra “Baba ya her şeyi ben yapıyorum sen sadece karıştırıyorsun” diye şakayla karışık şikayet edince de, “E usta aşçılar öyle basit işler mi yapar?” diye üste çıkardın. Öyle keyifli olurdu ki senle yemek yapmak, iş yapmak zor gelmezdi hiç.

Her şeyi konuşabilmek bir babayla, hiç olmayacak bir şey gibiydi insanlara göre. Ama ben hiçbir zaman öyle düşünmedim. Düşünemedim. Dünya üzerinde ne kadar konu varsa hepsini konuşabilir ve tartışabilirdik çünkü. “Gel senle edebiyat sohbeti yapalım” derdin mesela. Ben sana en son okuduğum kitabı ve yazarını anlatırdım, sen yüzlerce katı kadar bilgiyi bana o sohbet içinde verirdin. Bazen hiçbir şeye dayanmaksızın, sadece kendi kendime edindiğim fikirlerim olurdu ve seninkilerle uyuşmazdı. O zamanlarda bile beni dikkatle dinler, sonra da hiç kırmadan her şeyi sabırla açıklar, gerçek bilgiler ve veriler ışığında anlatırdın. Sonra fikrini benim fikrime elinden geldiğince yaklaştırıp, beni üzmeden konuyu tatlıya bağlardın. Arkadaş gibi olmak buydu belki de.

Her şeyin profesörüydün bence sen. Tarihin, edebiyatın, ilahiyatın, fenin, ilimin, irfanın..

“Kim Milyoner Olmak İster?” her başladığında müthiş bir kapışmaya girerdik. Seninle yarışmak eğer ukala ve sıradan bir Prof. Olsaydın çok sıkıcı olabilirdi. Ama sen öyle mütevaziydin ki.. En son iki yaz önce bir kadın en son soruya geldiğinde, o soruyu da doğru bildiğinde çok sakindin. Benim o günden sonra daha da artan “Sen de katıl baba!” ısrarlarıma “Ben katılsam belki iyi para kazanırız da şimdi yemekler, soslar vs. çıkar onları bilemem” diye tatlı tatlı yakınırdın. Bazen benim bilmemi sağlar, bütün ipuçlarını verir, bilince de “Aferin yav..” der gülerdin.
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzin soldurdu
Nicesini dönülmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..

Karacaoğlan’ın şiiri.. Senin ezberden okuduğun binlercesinden, aklımda kalan yalnızca birisi.

Müthiş bir baba müthiş bir dede, müthiş bir arkadaş müthiş bir eğitmendin..

İlerde çocuklarım sabahları senin “Kalkın kemik torbaları..!” naralarını duyamayacaklar belki ama onlara seni hep anlatacağım babacığım.
Bu dünyadan ayrılmadan önce milyonlarca defa sorduğun soruyu şimdi ben sana soruyorum : “Seni ne kadar çok sevdiğimi söylemiş miydim..?”

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695092
Bugün :   44
Aktif :   44

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com