DURMUŞ YILMAZ (Gönül ve Bilim Adamı)
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

Yusuf Dülger'in 18.12.2012 tarihli köşe yazısı, Haberiniz.com

DURMUŞ YILMAZ (Gönül ve Bilim Adamı)

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin tarih hocalarından Prof. Dr. Durmuş Yılmaz’ı kaybettik. Ailesine, dostlarına, öğrencilerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Dünyanın yapısı böyle işte; gelen gider, giden gelmez.

1976 yılında Kadınhanı İmam-Hatip Lisesi’ne atanmıştım. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra Durmuş Yılmaz da okulumuza gelmişti. Birlikte fazla çalışmadık, kendisi Selçuk Eğitim’e geçti ama 36 yıldır hiç birbirimizden kopmadık.

Hastalığı ve iradesi
Hastalığını öğrenince telefon etmiştim, morali çok iyi idi, “Yusuf hoca, hastalık-sağlık bizim içindir. Şu gün fakülteye gideceğim, gelirsen sohbet ederiz” dedi. Gittim, birbirimize sağlık ve mutluluklar diledik.
Bu yıl bende de bir rahatsızlık başlamıştı. Beni gördükçe, telefonla konuştukça canımın sıkkın olduğunu anlarsa: “Yusuf beyciğim, takma kafaya. Bunlar olacak. Moralimizi bozarsak olmaz. Ölüneceğinde ölürüz ama biz ölmeye değil yaşamaya bakacağız. Tedavimize dikkat edeceğiz. Yaşamak için uğraşacağız. İnşallah daha çok sohbetler edeceğiz. Hele bir iyileşelim, o eski sohbetleri sürdüreceğiz. Hastalığı, ölmeyi değil; sağlığı, yaşamayı düşünelim” derdi.

Özel sohbetlerinde eşi ve kardeşleri, “biz hocaya moral vereceğimiz yerde hoca bize moral veriyor” derlerdi. Soğukkanlı, irade sahibi ve akılcıydı.

Gönül adamı Durmuş Yılmaz
İyi bir eğitimci olduğu için, karşısındakilerin kişilik ve kültürel özelliklerine dikkat ederdi, ona göre konuşurdu. Büyükle büyük, küçükle küçük, köylü ile köylü, şehirli ile şehirli olurdu. Tepeden bakma özelliği yoktu. Kimseyi küçük görmez, her düşünceye saygı duyar, konuşma ve davranışlarıyla insanları incitmemeye çalışırdı.

Güler yüzüne, gevrek sesine, esprilerine hayran olurdum. Gerçekten bir gönül adamı idi. Köy çocuğu olması, aile terbiyesi, ilmi kariyeri Durmuş Yılmaz’ı mükemmel ve “tatlı” bir insan haline getirmişti.

Bilim adamı Durmuş Yılmaz
Durmuş Yılmaz Fransızca öğretmeni olarak göreve başlamıştı. Sonra tarihe yöneldi. Akademik çalışmasını tarih alanında tamamladı.

Durmuş Yılmaz’ın iyi bir bilim adamı olduğunu yakinen biliyorum. “Bilim adamlığı, Doçentlik yahut Profesörlük” kişiden kişiye, ortamdan ortama, anlayıştan anlayışa göre değişir. Belli bir alanda birtakım bilgileri toplayan, o bilgileri bir sıralamadan geçirdikten sonra kitaba dönüştüren bir kişiye “bilim adamı, Profesör” diyenimiz çok olur. Doğrudur da. Ama böyleleri yeni bir şey üretmemiştir, toplumun ufkunu –fazla- açmamıştır/açamamıştır. Böyleleri belirli sürelerle akademik unvanlar almıştır, o unvanları aldıktan sonra ömrünün sonuna kadar “öylece” yaşamıştır; toplumun tasarımında rol sahibi olmamıştır. Böylesi “bilim adımıdır, Profesördür” ama yönetilendir, akıntıya göre akandır.

Rahmetli Durmuş Yılmaz hocamın bilim adamlığı ve Profesörlüğü böyle değildi. O, alan ve çalışmalarının sonucunda bazı kitapların altına imzasını atmıştır ama uluorta her şeyi “kitap” diye piyasaya sürmemiştir.

Bana göre Durmuş Yılmaz’ın bilim adamlığı ve profesörlüğü başta Nejat Göyünç gibi birkaç tarih hocasından aldığı tarih felsefesinden/metodolojisinden, aklı, bilim ve hayatın anahtarı/öncüsü kılışından, değerlendirmelerde ön yargıların etkisini hükümsüz kılışından ileri geliyordu.

Durmuş yılmaz bu özelliğini öğrencileri karşısında öne çıkarmıştır, arkadaşları karşısında öne çıkarmıştır, bilim ortamlarında öne çıkarmıştır, her yerde ve her fırsatta öne çıkarmıştır.

Durmuş yılmaz gibilerini dinlerken, böyleleriyle konuşurken; tarihi seversiniz, hayvancılığı seversiniz, çiftçiliği seversiniz, siyaseti seversiniz, her şeyi seversiniz. O’nun bu özelliği sizde “her fırsatta kendisiyle bir arada bulunma” arzusunu uyandırırdı. Benim gözümde Durmuş Yılmaz, bu özellikleriyle bilim adamıdır.

Dava adamı Durmuş Yılmaz
Durmuş Yılmaz bir bilim ve gönül adamı olduğu kadar bir dava adamıydı da.

Durmuş Yılmaz bir Türk milliyetçisiydi, Milliyetçi Hareket Partili (MHP) idi. Durmuş Yılmaz’ın MHP’liliği ölçüsüz değil ölçülü, dışlayıcı değil kucaklayıcı, gösterişçi değil özden idi. Durmuş Yılmaz’ın siyasi emeli milletvekilliği forsunu taşımak değil, Türk milleti ve Türk coğrafyasının daha müreffeh, daha etkili olması için görev üstlenmekti.

O, siyasi ortam ve çalışmalarında bile gönül ve bilim ilkelerini hep öne çıkarırdı. Milletvekilliği arzusunun TBMM ve siyasete nitelik kazandırmak olduğunu baş başa yaptığımız sohbetlerde hep söylerdi. Tabasbusçu olmayışı, -belki- bilimsel özelliğinin parti üst kademelerinde yaratacağı eziklik psikozu Durmuş Yılmaz’ın Milletvekili olacak sıralara konmayışında etkili olmuş olabilir.

Keşke Durmuş Yılmaz TBMM’de bir iki dönem milletvekilliği yapsaydı da milletimiz örnek bir siyasetçi görseydi ve rahmetli birikimlerini hizmete dönüştürseydi. Durmuş Yılmaz’ın milliyetçilik davası milletvekilliğinden geçmediği için parti yönetimine hiçbir zaman kırılmamış, çizgisini değiştirmemiştir.

Durmuş Yılmaz’ı tanıyanlar bilirler; bir araya gelip sohbet etmeye başlayınca kısaca hal hatır sorar, sonra hemen:

“Eee… Bu kadar yeter, geçelim millet-devlet işlerine. Bir araya gelmişken Türkiye’nin gündemini değerlendirelim. Sizce şu konu nasıldır?..”

Dava adamı dediğin böyle olur; her fırsatta fikir alışverişinde bulunur, bulundurur, davasını anlatır.
Acı içerisinde acele bir yazı yazdım. Durmuş Yılmaz'ı değerlendirmek bu kadar kolay olmasa gerek. Eksiklerim varsa bağışlayınız.

Hepimizin başı sağ olsun.

Ruhun şad olsun değerli arkadaşım.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695137
Bugün :   89
Aktif :   89

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com