DERSİM MESELESİNİN ANATOMİSİ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

DERSİM MESELESİNİN ANATOMİSİ

(Özetin Özeti)

Prof. Dr.Durmuş Yılmaz

                 Yakın tarihimizde “Dersim Olayları”  olarak bilinen olaylar, cumhuriyetin ilanından sonra ve çağdaşlaşma reformlarının başlamasıyla yurdumuzun özellikle doğu Anadolu bölgesinde görülen bir dizi başkaldırı hareketleri içinde değerlendirilen olaylardandır. Kökleri Osmanlı sosyal düzeni içinde bulunan bu olaylar, 1924 yılında Halifeliğin  ve Şeriye ve Evkaf Vekaletinin lağvedilmesini izleyen gün ve aylarda başlayan ve reformlara karşı çıkan belirli kesimler tarafından da desteklenen olaylardır. Bu olaylar başta İngiltere ve Fransa tarafından da el altından desteklenmiştir. 1925 Şey Sait ayaklanması, 1930 ve 31 Ağrı Dağı ayaklanmaları, 1937 Dersim olayları  aynı temel sebepler içinde değerlendirilmesi gereken toplumsal olaylardır. Biz burada Dersim olaylarını, teferruata girmeden kısaca açıklamak istiyoruz. Konu ile ilgili belgeler çoğunlukla ATASE arşivinde bulunmaktadır. Herkes için olmasa bile yeterli donanıma sahip uzmanların  bu belgeleri görüp incelemesi mümkündür.

                Dersim olayları 1937 Mayıs ayında başlamış ve 1938 Kasım ayında  devletin hakimiyetinin sağlanmasıyla  bütünüyle  sona ermiştir. Olaylar kısaca şöyledir: 1924 yılında halifeliğin kaldırılmasını bahane eden  bazı tarikat şeyhleri  Türkiye Cumhuriyeti’nin otoritesini tanımak istemediler. Yapılan reformları benimsemedikleri gibi  örgütlü olarak karşı çıkmaya başladılar. 1934 yılında çıkarılan bir kanunla Ağalık, Şeyhlik  vb. sosyal statülerin artık kullanılamayacak olması  Dersim’de (Tunceli) önemli bir sosyal statüye sahip olan  Seyit Rıza’yı da, tıpkı diğer  ağa ve şeyhler gibi, rahatsız etmişti. Ankara hükümetinin ülke genelinde henüz otoritesini tam olarak sağlayamamış olması bu gibi liderleri devlete başkaldırmada cesaretlendiriyordu.

                Seyit Rıza, müritlerine yaptığı konuşmalarında, yeni kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel olarak “Sünnî” inanç sistemi üzerine bina edilmiş olduğunu sık sık tekrar ederek Ankara Hükümeti’nin kendilerini temsil etmediğini ve edemeyeceğini vurguladıktan sonra bölgedeki insanların çoğunlukla  alevî inancıyla donanmış olduğunu binaenaleyh Ankara hükümetine  boyun eğmeyeceklerini, onların koydukları emir ve yasaklara uymayacaklarını açıkça ilan ediyordu. Kendisi de gerçekten etrafına toplanmış olan ve çoğu Dersimli olmayan müritlerin  bölgeye hakim durumda bulunduklarına, insanlar üzerinde etkili olduklarına, yüzyıllardan beri devam eden geleneğin hükümetin çıkardığı kanunlarla değiştirilemeyeceğine inanıyordu. Aslında bir çelişki içinde idi. Halifeliğin kaldırılmasıyla  devletin dinden ayrılmış olduğunu iddia ederken bir yandan da Diyanetin sünnî yapılanmasını eleştiriyor, devletin alevileri yok saydığını ileri sürüyordu. Oysa tarihî gerçek öyle değildir. Alevilerin 2. Sınıf vatandaş olarak görülmesi Osmanlı devletindedir. Türkiye Cumhuriyeti benimsediği Laiklik prensibi gereği tüm yurttaşlarını eşit hale getirmiştir. Bundan dolayı aleviler esasen Mustafa Kemal Atatürk’ü çok severler. Tekrar konuya dönelim: Seyit Rıza, taraftarlarını motive etmek için de sık sık Kerbela örneğini veriyor, “Gerekirse Dersim de bir Kerbela olur”  diyordu. Böylece Ankara Hükümeti kanunların uygulanması için üzerlerine gelecek olursa savaşacaklarını açıkça ilan ediyordu.

                Seyit Rıza ve adamları 1934 yılından itibaren devletin kanunlarını tanımayacaklarını ilan ettiler. Kendi kurdukları düzen içinde  yaşayacaklarını, devletin kendilerine karışmamasını istediler. Bölge halkını  da etkileri altına almışlardı. Duruma ilk müdahale eden  mülki idareciler oldu. Fakat onları dinlemediler.

                Bütün bu olup bitenleri yakından izleyen bölgedeki ordu kumandanı General Abdullah Alpdoğan Ankara’dan emir gelmedikçe her hangi bir operasyon düşünmüyor ve şiddet kullanmayı asla istemiyordu.Seyit Rıza ve adamlarının ikna edilebileceğine inanıyordu. Fakat Seyit Rıza’nın adamlarını kuvvetli bir “Başkaldırı”ya hazırladığını ve silahlandıklarını da sürekli olarak Ankara’ya bildiriyordu.

                Operasyon Başlayacak:

 

                Tunceli’nin her yöresinde devletin hakimiyetinin sağlanması, başka bir ifadeyle 4. Umumî Müfettişlik bölgesinde devlet hakimiyetinin sağlanması için  General Alpdoğan’a kesin talimat verildi. Bu arada 1937 yılı ilkbaharında Murat Nehri üzerinde Simgeç köprüsü inşa edilmişti. Açılşı Mustafa Kemal Atatürk yapacaktı. Fakat bu gerçekleşmedi. Zira köprünün bir ucunda bir karakol vardı. Seyit Rıza’nın adamları bir gün karakolu basıp karakol kumandanı Teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. Köprünün açılışı ertelendi. Bu olay operasyonun muacceliyet kazanmasını  gerektirdi. Artık bir manada ok yaydan çıkmıştı. İsyancılar sivil memurlara da sadırmaya başlamışlar, maliye memurlarını, orman muhafaza memurlarını ve diğer bir kısım sivil memurlardan bazılarını kaçırmışlar dağa götürmüşlerdi. Askerî harekât başladı. Fakat dağlar arasındaki vadilerde mevzilenmiş olan isyancıları teslim almak mümkün olmuyordu.  Nihayet Hava Kuvvetlerinden yardım istendi. 3 Uçak filosu görevlendirildi ve vadiler arasında mevzilenmiş isyancılar üzerine harekât düzenlendi. İsyancılardan pek çok insan öldü. Seyit Rıza da Elazığ’da teslim oldu ve tutuklandı. Kasım 1937’de yargılamalar başladı. Mahkeme elebaşı olarak kabul ettiği 11  kişi için idam cezası verdi, sonra bunlardan 5’inin yaşları ilerlemiş olduğu için cezaları hapse çevrildi, 6 kişi idam edildi. İdam edilenler içinde Seyit Rıza ve oğlu da vardı. Ayrıca çok sayıda isyancıya da çeşitli hapis cezaları verildi. Bazı aşiretlerin  de başka illere nakline karar verildi.

                Dersim olayları tam olarak bitmedi. Olaylar 1938 yılı sonlarına kadar devam etti.

                Sonuç:

                Dersim olayları, geleneksel bir dinsel ve sosyal yapıda örgütlenmiş Doğu Anadolu toplum  düzeninin,    merkezî, üniter, laik, modern ve çağdaş bir Türkiye Cumhuriyetiyle uyum sağlayamaması sonucu ortaya çıkan olaylardandır. Seyit Rıza gibi dinsel ve sosyal feodal liderlerin (Tarikat Şeyhleri ve Ağalar) kendi statülerini kaybetmemek için bu uyumu zorlaştırdıkları açıktır.  Bu liderler daha önceki olaylardan da ders çıkarmayı bilememişlerdir. 1925 yılında Nakşibendi Şeyhi  Sait (Şeyh Sait) aynı yolu denemiş ve sonunda devletle baş edilemeyeceğini idam sehpasında itiraf etmişti. Seyit Rıza 12 yıl önce  meydana gelen bu olayı keşke değerlendirebilseydi.

                Son Söz: Günümüzde bazı siyasetçiler Dersim olaylarının araştırılmasını ve katliamdan (!) kimler sorumlu ise tespit edilmesini ve mağdurların uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini istemektedirler. Bu nasıl mümkün olur bilinmez. Fakat gerçek şudur: Dersim olayları da diğerleri gibi Tarih’tir. Dersim’le hesaplaşmak Tarih’le hesaplaşmaktır.  Oysa  Tarihle hesaplaşılmaz, Tarih’ten hesap sorulmaz. Tarih’ten ders alınır ve o olayların bir daha yaşanmaması için gereken önlemler alınır. Dersim olaylarının sorumlularına gelince bunu öğrenmek için arşivlerde çalışmaya falan gerek yoktur. Ben size en önemli 3 sorumluyu haber vereyim: 1. Operasyon kararını alan hükümetin başkanı Celal BAYAR; 2.Bu kararı onaylayan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK; 3.Hükümetin kararını uygulayan ve kara ve hava operasyonları için emir veren Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK. İşte 3 sorumlu. Kim hesap soracaksa sorsun!

               

 

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695221
Bugün :   173
Aktif :   173

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com