HALK OYLAMASI SONUCUNU NASIL OKUMAK GEREKİR?
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

HALK OYLAMASI SONUCUNU NASIL OKUMAK GEREKİR?

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 

 

 

 

Anayasa değişikliği konusunda halk oylaması yapıldı. Sonuçlar açıklandı: %58 EVET, %42 HAYIR oyu çıktı. Bu sonuca göre Anayasa değişikliği halk tarafından kabul edildi. Aynı şekilde değişiklik lehinde saf tutan  AKP  ve onun paralelinde siyaset yapan  EVET cephesi   başarılı; Değişiklik karşısında yer alan CHP, MHP ve onların paralelinde siyaset yapan HAYIR cephesi başarısız olmuştur. Fakat bir cephe daha vardır ki, bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz husus burası ile ilgilidir. Bu da BOYKOT  cephesi. Hemen söyleyelim ki, en başarılı cephe  bu cephedir!. Hakkari, Şırnak, Diyarbakır, Van, Batman  gibi illerde katılım oranı %30un altındadır. Özellikle Hakkari çok ilginçtir. Katılım oranı %5.  EVET oyu %95, HAYIR  oyu %5. Rakamlara düz bakınca  EVET  cephesinin en yüksek oyu Hakkari’de. Fakat dikkatli bakınca  görülüyor ki,  % 95’lik EVET yalnızca %5 katılımın  %95’i.  Diğer Boykotcu illerde de durum aşağı yukarı aynı.

            Halk oylaması sonuç tablosu incelendiği zaman Türkiye’nin 3 değil, esas 2 cepheye bölündüğü görülüyor. Bunlardan birisi  EVET ya da HAYIR  oyu veren  ve T.C. Anayasa’sını şu veya bu şekliyle kabul eden bir cephedir. Bu cephede  Türkiye’nin  devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü konusunda-detaylara bakmazsak- her hangi bir problem yoktur. Aynı şekilde  Resmi Dil (Türkçe), Bayrak, İstiklâl Marşı vb.  konularda da  bir problem yoktur. Diğer cepheye gelince, bu cephe, Anayasa’nın şu veya bu maddesiyle ilgilenmiyor. Onları ne HSYK, ne Anayasa Mahkemesi, ne de diğer değişiklikler ilgilendiriyor. Onlar Anayasayı tümden reddediyorlar. Gerekçelerini de açıkça söylüyorlar: Bu Anayasa bir TÜRK anayasasıdır. Gerçekten de  Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ( 1924, 1961, 1982) bir Türk anayasasıdır. Zira bu devlet bir Türk devletidir. Millet de Türk Milleti’dir. Boykotçuların itirazı burayadır. Onlar, anayasanın Türk’ten arındırılmasını ya da içine Kürt’ün yerleştirilmesini istemektedirler.

            Türkiye’de her siyasal görüşten çok sayıda yazar, çizer, akademisyen vb.  aydınların   hiç tasvip etmediklerini söyledikleri 1982 Anayasası %92 EVET oyu almıştı. 12 Eylül 2010  oylamasındaki boykotcuların da büyük bir bölümü  7 Kasım 1982’de o anayasaya EVET  oyu vermişlerdi. Sıkıyönetim, baskı vs.  gibi menfi unsurları bir kenara bırakalım. Çünkü onların benzerleri bu gün de vardı. Fakat herkes biliyor ki 7 Kasım 1982’de tıpkı şimdi olduğu gibi  iki renkli basılmış (Mavi –Beyaz) oy pusulasını alan  Türk vatandaşları yine şimdi olduğu gibi kapalı oy kabinine girerek ellerindeki Tercih yazılı mühürü basmışlardı. Oy kabininde kimsenin sırtına süngü ya da namlu  falan da dayamamışlardı.  İnsanlar o kabine girdiler ve oylarını kullandılar. Zaten %8 lik bir kesim de HAYIR oyu verdi. HAYIR  oyu verenlere bir şeyler yapıldığını da duymadık.  Aradan 28 yıl geçti. Bu 28 yılın 8 yılı ANAP (1983-1991), 8 yılı da ANAP ve merhum Özal’ı örnek aldığını söyleyen AKP  iktidarında geçti (2002-2010). Aradaki yıllar da Demirel, Erbakan, Çiller,  Mesut Yılmaz ve Ecevit’in başbakanlığında geçti.  Türkiye bir çok alanda önemli gelişmeler gösterdi. İlerlemeler kaydetti. Fakat bu gün gelinen noktaya baktığımızda  BDP  adlı partinin yaptığı boykot çağrısının  önemli ölçüde kabul görmesi  ve bir kısım halkın Özerklik talebinde bulunan bu partinin yanında gözükmesi Türkiye’nin bölünme noktasına geldiğini göstermektedir. Kimse kendini de başkalarını da aldatmaya kalkmasın. Bu gün Türkiye’nin önemli bir bölgesi hukuken olmasa bile fiilen sanki ana parçadan kopmuş gibi gözükmektedir. Şimdi düşünelim bakalım: Türkiye bu noktaya nasıl geldi? 1982’de, o günkü Anayasaya EVET oyu  veren Güneydoğu illerinde yaşayan yurttaşlarımız, bu gün 1982’den daha kötü bir duruma mı düştüler ki,  boykota gittiler? Hani Türkiye bir çok alanda önemli kalkınmalar yapmıştı! Hani Türk demokrasisi vesayetten kurtulmuş ileri demokrasi olmuştu! Hani AB  standartlarını yakalamıştık! Hani Kürtlere bir çok haklar verilmişti! Kürtçe üzerindeki yasak kalkmıştı, Kürtçe TV  ve radyolar açılmıştı!  Cadde ve şehir isimleri Kürtçe konabiliyor, aileler çocuklarına Kürtçe isimler verebiliyordu! Ne oldu şimdi! Kaldırılan yasaklar ve sağlanan özgürlükler Kürtleri Türklerle kaynaştırdı mı yoksa ayrışmayı hızlandırarak onları Özerklik İsteğine mi getirdi!

            Gelinen bu noktanın virajlarını acaba nerede arasak! 1995 seçim kampanyası sırasında  Necmettin Erbakan Bingöl’de yaptığı bir konuşmada “…Siz dağlara ne mutlu Türküm Diyene  diye yazarsanız, Kürtler de kalkar  Ne Mutlu Kürdüm diyene, diye yazar!  Siz okulda Müslüman çocuklarına Türküm, Doğruyum, Çalışkanım… diye ant söyletirseniz Bingöl’ün Müslüman evladı da kalkar ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım   diye söyler….”  diyordu.  Sonra  Erbakan Başbakan oldu. Daha sonra da onun yetiştirdikleri başbakan ve bakan oldular. Şimdi bilmiyorum,  Hakkari, Şırnak vb.  illerimizin  köy okullarında  hâlâ “Türküm Doğruyum…”  diye ant söyleniyor mu? Fakat söylense de kıymeti yok! Yöre halkı anayasa  oylamasını boykot etti. Yani Anayasayı reddetti! Fakat bir şey artık açık seçik görülüyor: Erbakan’ın 1995 yılında Bingöl konuşmasında ektiği tohumlar meyvelerini vermeye başlamıştır! Bölge halkı Türk anayasasını reddetmiştir! Bölge halkı artık Özerk Kürt Bölgesi istemektedir!. Yani Bağımsız Kürdistan’dan bir önceki durak!

            Yakın Tarih’e baktığımızda şunu görüyoruz:  Birinci Dünya savaşının  henüz birinci yılı sonunda yani 1915 yılı sonunda  Rus ordularının desteğindeki Ermeniler Van’ı ele geçirerek Ermenistan devleti kurmuşlardı. 1916 yılı başında  Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Muş’a gelerek Muş, Bitlis, Van’ı Rus ve Ermenilerden aldı. Bölgeyi kurtardı. Fakat  1918 yılı sonbaharında Osmanlı devleti savaştan mağlup olarak çıkınca  Avrupalı müstevliler Mustafa Kemal’in 1916’da kurtardığı yörede  yeniden bir Ermenistan devleti kurdurduktan başka  bir de Kürdistan devleti  projesi hazırladılar. Bu, 10 Ağustos 1920’de  zamanın İstanbul hükümetinin imzaladığı Sevr Antlaşması idi. Bu antlaşmanın KÜRDİSTAN başlığı altında yazılan  62, 63, 64. maddelerini okuyanlar bu günkü gelişmeleri daha iyi anlayacaklardır. Fakat o proje de İstiklâl savaşı ve zaferinin neticesi olan Lozan ile  tarihin çöplüğüne atılmıştır. Kimse de onu tekrar çöplükten alarak Türk Milleti’nin önüne koyamaz.

             Anayasa meselesine tekrar dönecek olursak,  bilindiği gibi anayasalar Kurucu Belgeler’dir. Batı dillerinde  adı “            Document de la Constitution”  ya da kısaca “Constitution”dur.   Başka bir yönden bakıldığında da   bir  “ Sözleşme”dir. (Contrat). Buna  Toplum Sözleşmesi denir (Du Contrat Social). Şimdi  Türkiye’deki son duruma baktığımızda halkın bir kısmının bu anayasayı tanımadığını görüyoruz. Anayasa devletin kurucu belgesi olduğuna göre anayasayı tanımayanlar zımnen devleti de tanımamış olurlar. Bu gün gelinen nokta işte budur! Bu durum halk oylamasında ya da yerel veya genel seçimde AKP’nin CHP’yi, ya da MHP’yi yenmesinden çok daha önemlidir. Çünki, Anayasayı yani devleti tanımayanların gözünde AKP, CHP ve MHP’nin bir birinden farkı yoktur! Hepsi de anayasanın değişmez maddelerine saygılı ve bağlı Türk partileridir. Başbakan’ın “Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak” sözünün boykutçular nezdinde nasıl nefretle  karşılandığını bilmeyen var mı!

            Sonuç: 12 Eylül 2010 halk oylaması sonucuna bakarak AKP  yönetici ve taraftarları sakın ola ki bir “Zafer”  havasına  kapılmasınlar. Öyle zafer kutlamaya falan da kalkmasınlar! HAYIR  oyu kullananları da “Darbeci”  falan diye tanımlamaya kalkmasınlar. Bir milletin %42’si darbeci ise, o zaman darbeler de çok meşru olur! Zira halk darbeyi istiyor ve destekliyor demektir. Şimdi yapılacak iş, boykotçuların  yarattığı  bu  çatlağın nasıl tamir edileceğine  kafa yormaktır.

 CHP ve MHP  yönetici ve taraftarları da aynı şekilde, git gide dünya gündemine de yerleşmeye başlayan bu ayrışma ve bölünme sorununa nasıl çare bulacaklarını düşünmeye başlamalıdırlar.  Unutmayalım ki, bu gün Türkiye’nin sorunu bu 3 partinin bir birlerini yenmesi meselesinden çok daha ağır ve ciddidir. Türkiye’yi yönetenler veya yönetme iddiasında bulunanlar, eğer dünya basınını (Avrupa ve Amerika)  izlerlerse göreceklerdir ki, bir çok strateji uzmanı Türkiye’de “Batı Kürtleri”nin durumunu konuşmakta ve tartışmaktadırlar. Merak edilen husus şu: Eğer Güneydoğu illerine ( Kürt Halkına)  özerklik verilirse bu durum acaba Türkiye’nin batısında  nasıl yankı bulur? Zira Türkiye’nin batı illerinde Güneydoğu illerinden daha fazla Kürt yurttaş vardır. Mustafa Kemal’in Türkiyesinde Kürtler, Irak, İran ve Suriye’nin aksine  Türkiye’nin her yerine dağılmışlardır. İstanbul, Bursa, Mersin, İzmir ve diğer iller…Hepsinde de Kürt yurttaşlarımız vardır. Acaba Güneydoğudaki özerklik talebi bu insanları nasıl etkiler?

Şimdi  siyaset bilimi ve strateji uzmanları bu durum üzerinde  çalışıyorlar.

 

 

 

            Son söz: Kürtlerle Türklerin kaderi tevemdir (ikizdir). Kürtlerle Türkler 2 değil, 1 milletdir. Türkiye ortak vatanımızdır. Devletimiz de Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bölünemeyecek ve parçalanamayacak bir karakterdedir. Misak-ı Millî  sınırları içinde, Uniter yapıda, Laik Hukuk sistemi ile idare edilmektedir.

 Devletin yapısına dokunmadan sorunlarımızı çözemez miyiz??? Tarihten ne zaman ders alacağız!!!

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695579
Bugün :   75
Aktif :   75

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com