TÜRKİYE’NİN DURUMU ÜZERİNE BİR ANALİZ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

TÜRKİYE’NİN DURUMU ÜZERİNE BİR ANALİZ

                                                Prof. Dr. Durmuş Yılmaz  

 

 

                Ülkemizde son yıllarda çok önemli siyasal ve toplumsal olaylar olmaya başladı. Galiba 2 sene kadar oldu bir “Ergenekon Örgütü” (!) ortaya çıktı. Hükümeti yıkmaya yönelik eylemler yapmak ve planlamakla suçlandı. Konu hukukî mi yoksa siyasî mi tam anlaşılamadı.  Hükümet ve Parti (AKP) kanadı ile Muhalefet  birbirine  aykırı açıklamalar yaptılar. Farklı açıklamalar Hukuk cephesinden de geldi.  Akademisyen hukukçular, uygulamanın içinde olanlar ve Yüksek mahkemelerde önemli görevler yapmış olan deneyimli hukukçular hep birbirlerinden farklı görüşler ortaya koydular. Konunun hukuk çerçevesinde ve  adliye ile sınırlı kalması gerekirken öyle olmadı ve tüm kamuoyu meselenin içine  adeta gözü kapalı daldı, ya da daldırıldı. Medya çok müdahil oldu.

                Ben,  olayı  başından beri izlemekle beraber  yazı yazmak konusunda  temkinli olmayı tercih ettim. Çünki, mesele vuzuha ermedi. “Ergenekon” adıyla gerçekten bir  suç örgütü var mıdır, ne gibi eylemler yapmıştır ya da yapmaya teşebbüs etmiştir, kadrosu nasıldır ve kimlerden oluşmaktadır, silahlı  mıdır değil midir… Bütün bu soruların cevabı elbette  Türk adliyesinin  çalışması sonunda  ortaya çıkacaktır. Beklemeyi tercih ettim ve  halen de aynı görüşteyim.  Fakat devam eden süreç de bir analiz yapmayı da uygun gördüğüm için bu yazıyı  yazıyorum.

Herhangi bir olayı iyi anlayabilmek için  önce analiz yapmak , sonra sentez ve nihayet sonuç çıkarmak gerekir. Bu metodla Türkiye’nin  bu günkü haline baktığımızda şu tespitleri yapabiliriz:

1.       Bir gazete (TARAF)  Türk Silahlı Kuvvetleri içinden – muhtemelen yerleştirilmiş bir adamı tarafından- temin ettiği bir takım dokümanları belli bir zamanlama ile yayına koyuyor. Yayınlanan bu belge  ve bilgileri “Medyada çıkan haberler”  olarak değerlendirmek mümkün değildir.  Eğer öyle olsaydı, başka medya kuruluşları da başka haberler  yakalayabilir ve yayınlayabilirdi. Oysa  “Skandal”  niteliğindeki tüm haberler Taraf isimli gazetede yayınlanıyor. Adı geçen gazetenin haberleri “Mutlak Doğru”  olarak değerlendirilip, kamuoyu tarafından aynı istikamette yayın yaptığı kabul edilen   bir kısım başka gazete ve   TV’lerde  yayına konularak  hukukçular ve kamuoyu tahrik ediliyor.  Bir  konuşmacı grubu hemen TV  kanallarına çıkarak “Yorum”  adıyla  Yargıç, Savcı ve hükümet adamlarına  yönlendirme ve yol gösterme  yapıyor.  Yürütme  ve Yasama organının bazı üyeleri  …Konu hukukçuları ilgilendirir…Mahkemelere intikal etmiş meseleler üzerine görüş sunmak doğru olmaz…  gibi aklî  sözler söylerken bir kısmı da  -tabir yerindeyse- yangına körükle gitmekte ve hemen “Darbeciler”  edebiyatına başlamaktadır. Üzülerek belirtelim ki Başbakan  ve çok konuşan bir yardımcısı da  bu grubun içinde bulunmaktadırlar. Başbakan konuya müdahil olunca da  bir kısım partili ya da taraftarlar- yetki ve görev alanlarına bakmaksızın- emir almışcasına  konuya dalıyorlar ve ağızlarına geleni söylemeye başlıyorlar.

2.       Gelişen bu olaylar üzerinde hukukun çok zorlandığını görüyoruz. Zira malum medyanın  “Ergenekon”  olarak adlandırıp kamuoyuna da adeta zorla kabul  ettirdiği bir örgüt var(!). Fakat bu örgüt bildiğimiz türden merkezi olan başkan ve üyeleri olan resmi veya gayrıresmi tüzüğü, programı ve diğer dokümanları olan bir örgüt değil. Tam anlamıyla hayalî veya sanal bir örgüt. Bir biriyle hiç görüşmemiş hatta bir birini tanımayan yüzlerce  insan( bunlar içinde profesörler, rektörler, komutan ve subaylar, yazarlar, akademisyenler, gazeteciler ve diğerleri)  var. Bunları bir örgütün elemanları olarak kabul edip, aynı  suçlamayla yargılamak her halde çok zor bir iş olmalıdır. Zira  göz altına alınan veya tutuklanan  insanların her biri için “Ergenekoncu”  denilse de hukukçularımız ceza kanunlarında yazılmamış böyle bir eylemden dolayı karar vermekte  bir hayli zorlanacağa benziyorlar. Bir de meselenin  “Adil Yargılanma”  boyutu vardır ki,  o konuda  notumuzun hiç de iyi olmayacağı  şimdiden bellidir. Zira aylarca tutuklu kaldıktan sonra  tahliye edilen ve hatta tutuklu iken hayatını kaybeden insanlar oldu.  Modern ve evrensel hukuk normlarına göre  bu insanların mağduriyetlerinin tazmin edilmesi gerekir.     

 

 

 

3.       Modern ve evrensel hukukun asla göz ardı edilmemesi gereken iki kuralı  vardır:

 

 

 

a)İsnat edilen suç, mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar şahıs suçsuzdur.

b)Şahsın suçlu olduğunu ispatlama mükellefiyeti iddia makamına  (Savcı) aittir.

Ülkemizdeki son gelişmeler bu iki kural açısından değerlendirildiğinde   her ikisine göre de ciddi ihmal ve yanlışlar içinde olduğumuzu görüyorum. İnsanlar gecenin belli bir saatinde, hiç de nazik olmayan bir surette evlerinden alınıp saatlerce sorgulandıktan sonra tutuklanıyorlar.  Kamuoyu tarafından, isnat edilen suçlar varit midir ya da değil midir diye sorulduğu veya sorgulandığı zaman da “Eğer suçu yoksa mahkemede beraat eder…Endişeye mahal yok…”  diyorlar.  Oysa modern hukuk bunun aksini söylüyor. Şahıs suçsuz olduğunu değil,  savcı onun suçlu olduğunu ispat etmek zorundadır. Eğer iddia makamının elinde suça dair yeteri kadar delil yoksa  insanlar evlerinden alınamazlar ve tutuklanamazlar. Yeteri kadar delil varsa da  aylarca  hapsanede kaldıktan sonra serbest bırakılamazlar.

Suçu sabit oluncaya kadar şahsın suçsuz kabul edileceği”  şeklindeki hukuk kuralı ise çoktan ortadan kayboldu. Zira daha göz altı anından itibaren  basın yayın organları hemen yargılamaya (!)   başlıyorlar ve hatta cezayı bile kesiyorlar(!).

4.Ülkemizde insanlar arasında-en azından bir kısmı arasında- ciddi bir güvensizlik ve “yarın endişesi” ortaya çıkmıştır.  Zira  göz altına alınanların ne ile suçlandıkları net olarak bilinmediği için   geçmişte  o insanlarla  şu veya bu şekilde beraber olmuş binlerce insan vardır. Komutanlarla, rektörlerle, profesörlerle, eski YÖK  başkanları ile  beraber çalışmış ya da onlarla aynı dünya görüşünü paylaşmış  insanlar bu gün haklı bir endişe içindedirler.

5. “Demokrasiyi yerleştirmek ve darbeleri önlemek” genel tanımlaması ile hareket edilerek siyasal düşüncelerinden dolayı insanları yargılamaya ve sorgulamaya kalkmak  her şeyden önce demokrasinin alfabesi sayılan “İnsan Hakları”na aykırıdır. İnsanların  duygu ve düşüncelerini  serbestçe ifade etmelerini sağlamayan bir demokrasi olmaz. İnsanların elbette farklı siyasal görüşleri olacaktır. Bunları açıkça ifade edeceklerdir. İnsanlar  iktidar partisine ve  onun savunduğu siyasal görüşlere karşı olabilirler. Uygulamalarına da karşı olabilirler.  Bunu da sözle ve yazıyla ifade edebilirler. Eğer karşı görüş sahiplerine  tahammül edilemiyor ve bunlar “Halk Düşmanı”  olarak görülüyorsa  bu durum demokrasinin daha birinci basamağında olduğumuzun işaretidir.

SONUÇ:

 

 

 

Ülkemizde bu gün gelinen noktada, özellikle  iktidar karşıtı (AKP karşıtı) siyasal görüş sahibi, toplumda belirli bir yeri olan  kamu ve özel sektör çalışanlarında ciddi bir kaygı ve endişe ortaya çıkmıştır. Tedirginlik git gide yaygınlaşmaktadır. Hukukçuların – son Erzincan-Erzurum olaylarında olduğu gibi- farklı tutum ve icraatları halk arasında  güvensizliğin  artmasına sebep olmuştur. Bilindiği gibi Erzincan Başsavcıs hakkındaki dosya  görevden alınan Erzurum savcısı tarafından alelacele İstanbul’a gönderilmişti.  İşlemin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda  bizim bilgimiz yoktur. Fakat İstanbul savcısının dosyayı tekrar Erzurum’a göndermesi  bir takım endişeleri haklı çıkarmıştır.  Kamuoyunda “Yandaş Medya”  iddiasının yanında  artık bir de “Yandaş  Hukuk”  iddiası   vardır. Bu imaj, Türk Hukuk sistemi ve kurumlarını  yıpratacak boyuta erişmiştir. Yasama, Yürütme ve Yargı kuvvetleri içinde çalışan her görevlinin bu imajı düzeltmeye çalışması hayatî önem taşımaktadır.

Nefsini aşmış ve sorumluluklarını müdrik görevlilere her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Yazıyı şu özlü sözle bitirelim:

“Politikacı gelecek seçimi düşünür. Devlet adamı ülkenin geleceğini düşünür”.

Tarihe geçecek olanlar devlet adamlarıdır.  23.02.2010

               

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695603
Bugün :   99
Aktif :   99

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com