ERMENİ AÇILI MI YA DA BİLİNENİN TEKRARI
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

ERMENİ AÇILI MI YA DA  BİLİNENİN TEKRARI

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 

                Yazıya şu gerçeği bir kere daha hatırlatarak başlayalım: Ermeni Meselesi tarihî  bir mesele değil, siyasî bir meseledir.  Türkiye Cumhuriyeti’nin her seviyedeki yöneticileri ve akademisyenler yıllardan beri Ermeni  soykırım iddiacılarına  “…Gelin ortak komisyonlar kuralım…Gelin arşivlere  birlikte bakalım…Belgeleri birlikte inceleyelim…”  türünden  çağrılar yapmışlardır ve hâlâ da yapmaktadırlar. Bu çağrılara her defasında   Ermenistan yöneticileri ve   diaspora  olumsuz karşılık vermişler ve açıkça bu konunun tarihî değil siyasî bir mesele olduğunu ifade etmişlerdir. İşin doğrusu da budur. Mesele siyasîdir, tarihî  değil.   Yani  Ermenistan yöneticileri de  diaspora da çok iyi biliyorlar ki, 1915 yılında  Osmanlı devletini yönetenler  Ermenilerin katli hususunda bir emir vermemişlerdir.  Tehcir  Kararı da  asla ve asla soykırım ya da benzeri bir suçla özdeşleştirilecek  bir uygulama değildir.  Arşiv belgelerini inceleyen herkes bunu açıkça görür.   Tehcirin uygulaması ile ilgili  olarak zamanın hükümetinin  yayınladığı 2 adet talimatnameyi  biz de  değişik çalışmalar içinde yayınladık.  Bu talimatname şu anda  durmusyilmaz.com  sitesinde makaleler bölümünde  vardır.    Tüm valiliklere gönderilen ve “Kesin Emir” hükmünde olan  bu Talimatnamelerden  15 maddelik 1. Talimatname ile  Tehcire tabi Ermeni  halkın nasıl nakledileceği ile ilgili hususlar; 34 maddelik 2. Talimatname ile de   halkın taşınamayan malları başta olmak üzere  maddi varlıklarının nasıl korunacağı ya da nasıl güvence altına alınacağı  bildirilmektedir. 10 Haziran 1915 tarihli bu belgelerde Tehcir edilen Ermeni  teb’anın  iaşe ve ibatası da titizlikle  ele alınmış ve neler yapılması gerektiği en ince ayrıntıya kadar  tespit edilerek  hükümet tarafından yerel görevlilere emir şeklinde bildirilmiştir. 49 maddeden oluşan bu 2 adet Talimatnameyi okuyan herkes bunu açıkça görür. Bu Talimatnameler  Ermeni tarihçilerin elinde de vardır.  İşin bu noktasına onlar da itiraz edemezler. İtirazlar, Tehcir Kararının alınmasına   ve  Tehcir sırasında  bazı bölgelerde Ermeni kafilelerin geçişleri sırasında meydana gelen saldırılar ve buna bağlı bir takım olaylaradır. Tehcir Kararı herkesin elinde vardır. Neden ihtiyaç duyulduğu da orada açıkça yazılıdır. Bu yönüyle Tehcir olayının bilinmeyen bir tarafı da yoktur. Gerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin  ve gerekse Türkiye ile birlikte hareket eden ya da Türkiye’yi üzmek istemeyen bir kısım dost devletlerin resmi söylemi olan “…Ortak komisyonlar kurulsun …Arşivler incelensin…Gerçek ne ise ortaya çıksın…” ifadeleri  çok aklî , ilmî ve  de tarihî  gerçeklere uygunluk gösteriyor olsa da Ermenistan yöneticileri ve diaspora tarafından kabul edilebilir bulunması mümkün değildir.  Zira  herkes ve her araştırmacı çok iyi biliyor ki,  hangi arşivde  hangi komisyon çalışırsa çalışsın  bilinenlerden farklı bir belgeye rastlanmayacaktır. Yani  Ermeni araştırmacılar da çok iyi biliyorlar ki, dünyanın hiçbir arşivinde  Türk yetkililerin “…Ermenileri kadın erkek demeden öldürün…  yok edin…”   türünden bir  belge yoktur. Dolayısıyla  zorlama yorumlarla dahi  “Soykırım Emri ”  olarak  kabul edilebilecek bir tek belge yoktur.  Zira böyle bir emir, böyle bir maksat yoktur.  Fakat,  Doğu Anadolu’da ve hatta başka bölgelerde  Türk köylerine silahlı Ermeni  çetelerinin  yaptıkları baskın ve katliamları gösteren belge çoktur. Dikkat edilirse Türk bilim adamları her zaman titizlikle Ermeni halkı  silahlı çetelerden ayrı tutmuş ve öyle değerlendirmiştir. Biz de yaptığımız çalışmalarda ve yayınladığımız kitap, makale vb.  dokümanlarda hiçbir zaman  topyekun Ermenileri suçlayan bir ifade kullanmadık ve kullanmayız. Çünki,  Türk köylerine  baskınlar düzenleyerek katliam yapanlar asla  Ermeni halkı olmayıp,  işgalci devletlerin siyasal emellerine alet olmuş bir takım silahlı militanlardır. Bunlar, devletten yana tavır almış  Ermeni yurttaşları da öldürmüşlerdir.  Bunların belalarından kurtulmak için Sivas, Elazığ (Harput) ve yakın bölgelerden  çoluğunu çocuğunu alarak  ve evini barkını terk ederek İstanbul’a göç etmiş, yani kaçmış  aileler vardır. Bu yurttaşlarımızı hiçbir zaman  “Düşman Ermeniler”  olarak göremeyiz ve görmedik.  Fakat şunu da kimse inkar edemez ki, 1914, 1915 ve sonraki yıllarda ve hatta 30 Ekim 1918 Mondros ateşkes antlaşması imzalandıktan ve yurdumuzun çeşitli köşeleri  işgalci  Avrupa devletlerinin askerleri  tarafından işgal edildikten sonra  bu fırsattan yararlanmak isteyen   aynı Ermeni çeteleri katliamlarına devam etmek istemişlerdir. Fransız askerleri tarafından işgal edilmiş olan  Çukurova  şehirlerinde bu katliamları yaşamış canlı tanıklar  yakın zamana kadar vardı.

                Birinci Dünya savaşı başlarında, 1915 yılında   uygulanan Ermeni Tehciri  konusunda açıkça ifade  ve iddia ediyorum ki, alınan karar  Ermeni halkı cezalandırma değil, tam aksine  koruma amaçlıdır. Zira  1915 yılı başından itibaren bölge, Rus ordularının ve  onların içinde yer alan silahlı Ermeni çetelerinin tehdidi altına düşmüştür.  Seferberlik uygulaması olduğu için Türk erkeklerinin büyük bir bölümü askere alınıp uzak cephelere gönderilmiştir. Köy ve kasabalarda, genellikle, kadın, kız, çoluk, çocuk, yaşlı, hasta ve özürlü insanlar kalmışlardır. Yani Türk köy ve kasabaları savunmasız  bir durumda bulunmaktadırlar.  1878 yılından itibaren  Elviye-yi Selase olarak bilinen Kars, Ardahan ve Batum Rus işgali altında  bulunduğu için  bölgede Rus askerleri ve onların içinde silahlı Ermeni militanları   bölgenin zayıf anını kollamaktadırlar. Birinci Dünya savaşı ve  Osmanlı 3. Ordusunun  Sarıkamış harekatı sırasında  uğradığı yenilgi Ermeni militanlarına bu fırsatı sağlamıştır. Amaçları Doğu  Anadolu’da bir Ermenistan kurmak  olan  silahlı terör örgütleri   aniden harekete geçerek Türk köy ve kasabalarına saldırılarını yoğunlaştırmışlardır.  Bu durum zaten uzak cephelerde savaşmakta olan Osmanlı devletinin yöneticilerini çok ciddi endişeye sevk etmiştir.  Zira, Ermeni militanlarının saldırılarını önlemek ve onlara   karşı durmak isteyen ve hatta bunun için silahlanmaya başlayan  bölge halkı doğabilecek bir İçsavaşın işaretidir. 24 Nisan 1915 ve 27 Mayıs 1915 kararları bu iç savaşı önlemek maksadında yönelik uygulamalardır.  İnsani açıdan değerlendirildiğinde elbette  insanların yaşadıkları yerlerden-  geçici de olsa-    kalkıp bilmedikleri başka diyarlara gitmesi oldukça zordur. Buna, zamanın savaş şartları ve diğer olumsuzluklar da eklenirse zorluklar büsbütün artar ve hatta felakete dönüşür. Bunu anlamak hiç de zor değildir. Fakat 1915 yılı şartlarını yalnızca Ermeniler açısından değil Türkler ve hatta bütün milletler açısından değerlendirelim. Aynı zorluklar herkes için vardır ve 1915 yılı ile de sınırlı kalmamıştır. O yıllar gerçekten zor yıllardır ve göçler  1925 ve hatta sonraki yıllarda da sürmüştür. Ermenilerin 1915 yılında yaşadıklarından çok daha ağırını Türkler ve Rumlar 1920’li yıllarda yaşamışlardır.  1 milyondan fazla Türk Balkan şehirlerinden kalkarak Türkiye’ye gelmiş, yine aynı sayıya yakın  Rum Ortodoks halk da  Türkiye’den kalkarak Yunanistan’a gitmiştir.   Eğer Birinci Dünya Savaşı’nın tek sorumlusu Türkler ise o zaman bunu hesabını Türklerden soralım! Fakat  Tarih ilmine  saygısı olan herkesin teslim etmek zorunda olduğu bir hak vardır ki, o da şudur: Birinci Dünya Savaşı’nın  sorumlusu Türkler değil, Avrupalılardır. Yaşanan bütün felaketlerin  kaynağında İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Almanya  ve Rusya’nın sömürge kapma  savaşı vardır.  Türkler bu savaşın ortasında kalmışlar ve  topraklarını korumak için savaşmışlardır. Çanakkale Savaşını, Sarıkamış  Savaşını başka ne ile izah edebiliriz? Başka bir ifadeyle Çanakkale’ye gelen İngiliz ve Fransızların; Doğu Anadolu’yu işgal eden Rusların; ya da sonraki yıllarda Batı Anadolu’yu işgal eden Yunanlıların ve  Çukurova’yı işgal eden Fransızların hiç mi suçu yok???   20 Ekim 1921 tarihli antlaşamadan sonra  Çukurova’yı boşaltmak zorunda kalan Fransızların  kumandanı General Gouraud’nun Adana’da Hıristiyan mezarlığında yaptığı konuşma her şeyi açıklamıyor mu? Ermenilere hitaben:

“… Sizler Fransız bayrağının kıvrımları arasında öldünüz. Bizim için savaştınız. Bizim ordularımızda savaştınız ve öldünüz. Şimdi biz sizi burada bırakarak ayrılıyoruz. Bizi affedin!...” ( Michel Paillares, Le Kemalisme Devant Les Alliées, Paris 1922).

                Birinci Dünya Savaşı sırasında  Ortadoğu cephelerinde  savaşan itilaf Devletleri Orduları Başkumandanı General Allenby de  Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı  Bogos  Nubar’a yazdığı bir mektupta Ermenilere teşekkür ediyor ve  Bizim zaferimizde ordularımız içinde savaşan Ermeni askerlerinin payı pek büyüktür…”  diyordu. Görüldüğü gibi Ermeniler de  bu büyük savaşın içindeydi ve daha önemlisi Ermeniler  kendi yurtlarını işgal eden orduların içinde yer almış  ve bin yıldan beri beraber yaşadıkları Türklere karşı savaşıyorlardı. Olayları değerlendirirken bu gerçekleri unutmamak ya da atlamamak lazımdır. Buna rağmen Türk Hükümetleri Ermenileri topyekun suçlu saymamış,  hatta Ermeni halkı silahlı Ermeni militanlarına karşı koruma yoluna gitmiştir.

                Tehcir kararına göre  yerlerinden ayrılan Ermeni halkın Kasım 1918 tarihinde çıkarılan bir  Kararname ile  yurtlarına geri dönmeleri sağlanmıştır. Fakat ne ilginçtir ki,  başta Fransa olmak üzere bir kısım Avrupa devletleri Ermenilerin geri dönmelerini engellemiştir. Onları Lübnan, Suriye ve Avrupa devletlerine  gitmeye zorlamışlardır. Çukurova’da yaşayanlara da  silah, cephane ve mühimmat temin ederek Türklerle savaşmaya sevk etmişlerdir. 1919 yılında,  Adana’nın  Saimbeyli ilçesinde  Kaymakam olarak görevlendirdikleri Çaylan adlı militan, Türklerin topyekun katliamını  emretmiştir. Bu bilgiler Çukurova İşgal Kuvvetleri Kumandanı Albay Bremond’un   Kilikya 1919-1921 adlı hatıralarında  yazılıdır.

                Sonuç:  1914-1921 yılları arasında Doğu ve Güney Anadolu bölgelerinde  Rusya ve Fransa’nın teşvik ve tahrikleri ile  Ermeni silahlı terör örgütleri  Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti,  ya da,  Çukurova’da  tarihin derinliklerinde kalmış Kilikya Ermeni Krallığı’nı yeniden kurmak gibi hayallere kapılarak asırlarca birlikte yaşadıkları Türk komşularına ve yurttaşlarına acımasızca saldırmışlar ve çok kan dökmüşlerdir. Silahlı Ermeni militanları yalnızca Türklere değil, devletten yana tavır koyan Ermenilere de saldırmış, onları da öldürmüş hatta katletmişlerdir. Sonuçta  kendi yurtlarının işgaline  göz yummakla kalmayıp işgalcilerle işbirliği yapan Ermeniler bu yurtlarda yaşama hakkını  ebediyen kaybetmişlerdir. Masum Ermeni halkı da bu silahlı militanların  başlattıkları uğursuz savaşın mağduru olmuşlardır. Tarihte başta Fransa olmak üzere, Avrupa devletleri Ermenileri çok kullanmışlardır.  Aynı Fransa şimdi de Ermenileri kullanmaya devam ediyor. Diaspora aynı hataları tekrardan geri durmuyor. Zararını da yine  Ermenistan’ın fakir ve zavallı halkı çekecek. Tıpkı tarihte olduğu gibi. Ne yazık ki,  ahmaklar için Tarih Tekerrür Ediyor.  Bu sözümden  yalnızca Ermeniler  değil, yaşadığı milletin içinde ayrılık davası güden herkes payına düşen hisseyi almalıdır.

 

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695101
Bugün :   53
Aktif :   53

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com