DEMOKRASİLERDE "KUVVETLER AYRILIĞI" İLKESİ VE UYGULAMADA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

Demokrasilerde   “Kuvvetler Ayrılığı” İlkesi ve Uygulamada Karşılaşılan Zorluklar

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 

Uşak Ün. İktisadî ve İdarî  Bilimler Fakültesi Dekanı-Uşak

 

durmus.yilmaz@usak.edu.tr

 

 

 

ÖZET

 

 

            Demokrasinin bir toplum için en iyi idare tarzı olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Zira demokrasi, insanı (Bireyi)  esas unsur olarak kabul etmektedir.  Demokraside insanlar  hak ve ödevleri yasalarla belirlenmiş yurttaşlar (Vatandaş)dır. Oysa demokrasi dışı idarelerde bazen  devlet, bazen çoğunluk bazen belirli bir sınıf öncelikli olmakta ve birey bu güçler karşısında her zaman zayıf kalmaktadır. Demokrasi,  bireyi yalnızlıktan kurtarmaktadır.       

 

Demokrasi, halk içinde var olan düşünce ve görüş ayrılıklarının zenginlik olarak kabul edilebilmesidir. Demokraside farklı düşünce ve görüşler için ilke şudur: Her düşünce muteberdir fakat makbul değildir. Vatandaşların demokrasi eğitimi ile bu olgunluğa erişmeleri gerekir. Demokrasi ancak eğitimli toplumların idare tarzı olabilir.

 

            “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi demokrasinin alfabesidir.  Yasama,  Yürütme ve  Yargı  geleneksel kuvvetlerdir. Medya (Mas Media) ve Sivil Toplum  ise modern kuvvetler olarak bu gün dünyada kabul edilmiştir. Kuvvetlerin bir birlerinin altında ya da üstünde olması değil, bir birleri ile uyumlu olarak çalışması esastır. Eğer kuvvetlerden birisi diğerini baskı altına alırsa demokrasi bundan zarar görür.

 

             Kuvvetlerden  en saygın olanı Yargı” dır. Zira Yargı, toplumun her bireyine eşit uzaklıktadır. Yasama ve Yürtüme ise  belirli siyasal  oluşumlardan kaynaklanmaktadır. Bunun için Yargı diğer kuvvetleri de kontrol etme güç ve yetkisine sahiptir. Anayasa Mahkemesinin  Yasama Organı tarafından çıkarılan yasaların Anayasaya uygunluğunu denetlemesi bunun ifadesidir.

 

            Demokrasi ile idare edilen ülkelerde-Türkiye gibi- bazen kuvvetler çatışabilmektedir. Çoğu zaman da Yürütme diğer kuvvetleri bastırmaktadır. Güçlü Parti Genel Başkanları olduğu zaman  Yürütme Yasamayı etkisi altına alabilmektedir. Başbakan (Yürütme Kuvveti Başkanı) aynı zamanda   Yasama organında çoğunluk partisi Genel Başkanıdır. Bu sebeple  hem Yasama  Kuvveti hem de Yürütme Kuvveti  aynı kişinin elinde toplanmaktadır. Böyle durumlarda demokrasi zarar görmektedir.

 

            

 

Principle of “Separation of Powers” in Democracy and Its Practical Difficulties

 

 

ABSTRACT

 

 

            It is an undebatable fact that Democracy is the best method of government for a society since democracy regards human (the individual) as the fundamental element. In democracy, people are the citizens, whose rights and duties are determined by laws. However, at non-democratic governments; sometimes the state, sometimes the majority and sometimes a certain class have superiorities and the individual always remains weak against such powers.

 

            Democracy is the ability to accept different ideas and opinions within the public as enrichment. The principle of democracy with regard to differing ideas and opinions is: Every opinion deserves respect, yet every opinion is not acceptable. Democracy can only be the form of government for educated societies.

 

            The principle of “Separation of Powers” is the alphabet of democracy. Executive, legislature and judiciary are the conventional powers. Meanwhile, Media (Mass Media) and Non-Governmental Society have now been accepted as the modern powers in the entire world. The principal point is not whether the powers are superior or inferior against each other but that if they work in harmony with each other. Democracy would be damaged if one of the powers suppresses another power.

 

            The most respected one among the powers is “Judiciary” as it stands at an equal distance to each individual of the society. Executive and legislature arise from certain political formations. Therefore, Judiciary has the power and authority to control the other powers, too. This is expressed in the Constitutional Court’s supervision of the laws legislated by the legislature from the point of their conformity to the Constitution.

 

            Sometimes, powers may conflict in the countries governed with democracy –such as Turkey. And most of the times, Executive suppresses the other powers. The Executive may influence Legislature when there are strong Party Leaders. The Prime Minister (Head of the Executive Power) is also the Leader of the majority party in the Legislature. Therefore, both the power of Legislature and Executive are held by the same person, and democracy is damaged under such circumstances.

 

 

 

            Giriş

 

            En genel ifadesiyle Halk İdaresi” olarak tanımlanan demokraside halkın yeri ve rolü son derece önemlidir. Halk, her zaman ve her durumda yönetimin sahibi olarak,  yönetim şeklini belirleyecek yani egemenliği kendi elinde tutacak, yöneticiyi belirleyecek, yani seçimlerde oy kullanacak, sonra seçtiği ya da seçilen yöneticiyi denetleyecek ve nihayet yöneticiyi değiştirebilecektir.  Yani halk yönetim sürecinin her aşamasında  bulunacak ve bütün güçleri  kontrol edecektir. 

 

            Yönetimin sahibi olarak halkın oluşturduğu en büyük teşkilat devlettir. Devlet kollektif bir güçtür. Kaynağı halktır yani, devlet, gücünü haklktan alır. Halkın gücü devletin elinde tezahür eder. Başka bir ifadeyle halk, kendi gücünü “Devlet”  şeklinde hisseder.  Demokrasi öncesi idarelerde de halk ve devlet vardır ve halk esasen kendi gücü olan devletin karşısında çoğu zaman çaresiz kalmıştır. Monarşi idarelerinde halk kendi gücünün, yani devletin gücünün  altında ezilir. Zira o güç halktan kaynaklanır fakat halkın kontrolünde değildir. İşte demokrasi  bu gücü yani devleti, halkın kontrolünde tutmakta bu güne kadar  bulunabilmiş en iyi yönetim tarzıdır. 

 

            Halk yönetme yetkisini nasıl kullanacak, yani yönetimi nasıl beklirleyecek, denetleyecek ve değiştirecektir? Hangi vasıtaları kullanacak veya hangi vasıtalarla bu görevini yerine getirecektir?

 

 

            Siyasal Partiler ve Seçim

 

            Demokrasi, herşeyden once  Seçim, Katılım ve Eşit Oy zemininde durur ve orada gelişir. Yalnızca Seçim yeterli değildir, seçime herkes katılmalıdır. Herkesin katılması da yeterli değildir, oylar eşit olmalıdır. Eşit oy demokrasilerde farklı görüş ve düşünce sahiplerinin bir arada ve uzlaşı içinde yaşamasını sağlayacaktır.  Demokrasiyi “Halk İdaresi”  yapan özellik işte burada saklıdır.  Halkın tam bir eşitlik anlayışı içinde  yönetimi belirleme, denetleme ve değiştirme işlevini yerine getirebilmesinin demokrasilerdeki vasıtası Siyasal Partilerdir. Buna “Çok Partili Siyasal Hayat”  denir. Siyasal Partiler, benzer dünya görüşünü paylaşan yurttaşların oluşturdukları yönetsel kümelerdir. Halk bu kümeler içinde yer alarak demokraside kendisine yüklenilen sorumlulukları yerine getirebilir.  Bundan dolayı siyasal partiler demokrasilerde son derece önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının  68.    maddesinde de “Siyasal Partiler demokratik siyasal hayatın  vazgeçilmez unsurlarıdır  diye yazmaktadır. Buradan da açıkça anlaşılacağı üzere  siyasal partisiz bir demokrasi olamaz ve düşünülemez. Halk, siyasal partiler vasıtasıyla demokratik görevlerini   ya da sorumluluklarını yerine getirebilir.  İşte burada en önemli husus, seçim yoluyla yani demokratik yoldan ve halkın katılım ve desteği ile iktidara ( devlet gücü) sahip olan bir siyasal kadro acaba daha  sonra bu gücü elinden bırakmak istemezse halkın buna müdahalesi nasıl ya da ne şekilde olur? İşlte bu soruna karşı demokrasi “Kuvvetler Ayrılığı” formülünü geliştirmiştir.  

 

 

Demokrasi  ve Kuvvetler (Erkler)

 

            Demokraside kuvvetler  (Erk) yukarıda  sözü edilen kollektif gücün doğru kullanılmasının unsurlarıdır. Yasama, Yürütme, Yargı  olarak 3 ana başlıkta toplanan bu kuvvetlere günümüzde Medya (Mas Media) ve Sivil Toplum Kuruluşlarını da eklemek mümkün ise de esas kuvvet ilk üçüdür.  Bir ülkede yönetimin demokrasi ilkelerine uygun olarak sürdürülebilmesi bu kuvvetlerin uyum içinde çalışmasına bağlıdır. Her ne kadar kuvvetler bibirinin altında ya da üstünde değilse de yönetimde  adalet, eşitlik ve katılım şartlarının gerçekleşmesinde bu kuvvetlerin etki alanı ve gücü birbirinden çok farklıdır.

 

            Şimdi bu kuvvetleri ayrı ayrı ele alalım ve bir birleriyle ilişkisini irdeleyelim:

 

           

 

Yasama Kuvveti:

 

Bilindiği gibi Yasama Kuvveti  Yasa Yapma gücünü temsil eder.    Uygulamada bu güç seçilmiş Meclisin elindedir. Yine Yasama organı tarafından yapılan yasalarla belirlendiği üzere belirli aralıklarla- genellikle 4-5 senedir-  yapılan seçimlerde halkın siyasal partiler aracılığı ile yönetimde söz sahibi olmasını sağlar. Siyasal partilerden bağımsız olarak yasama organına girmek de mümkün ise de  yasama organlarında bu şekilde seçilmiş üyeler fazla bulunmamaktadır. Yasama Organı, temsilî  demokrasilerde halk adına egemenliği kullandığı için    son derece saygın bir yere ve konuma sahiptir.

 

            Yasama Organının oluşmasında anayasanın 68.maddesinde önemi vurgulanan  siyasal partiler en önemli araçtırlar. Halk bu araçlarla  yasama organı içinde yerini alır ve  görüş ve düşünceleri bu yolla yönetime yansır. Benzer dünya görüşünü paylaşan yurttaşlardan oluşan siyasal partiler seçim zamanlarında  halkın önüne, savundukları dünya görüşü ve kalkınma programlarını içeren programları ile   çıkarak ondan yönetme yetkisi talebinde bulunurlar. Programlarını uygulayacakları kadroları da halka takdim ederler. Bu şekilde birbirleri ile yarışan siyasal partiler aldıkları oy oranında  Meclis’de sandalye kazanarak yasama organını oluştururlar. Demokrasi esas itibariyle çoğunluk rejimi olmadığı için toplumda var olan her görüş ve düşüncenin taraftarı oranında yasama organında temsil edilmesi esastır. Zira aynı zamanda özgürlükler rejimi olan demokraside  her görüş ve düşünce saygındır.  Yönetimde ağırlığı ise aldığı oy ile doğru orantılıdır.  Toplumda her görüş ve düşüncenin serbestçe kendini ifade edebilmesi  ve yasama organı içinde yerini alabilmesi için seçim kanunlarının buna göre düzenlenmesi  şarttır.  Yani barajsız seçim kanunları gereklidir. Nisbî  temsil sistemi denilen ve Türkiye’nin de  1961 yılından beri uygulamakta olduğu seçim sisteminde  1961-1977 yılları arasını içine alan 5 seçim döneminde  Türkiye bu sistemi uygulamıştır. Bu sistemde en çok  eleştirilen husus Meclisin çok parçalı olacağı ve  hükümet kurmanın zorlaşacağı, yani tek partili iktidarların mümkün olmayacağı yönündedir. Bu görüş güçlü Yürütme organı isteğini ifade etmektedir. Oysa barajsız sistemin uygulandığı 1961,1965, 1969, 1973 ve 1977 seçim dönemleri barajlı sistemin uygulandığı 1983 ve sonraki dönemlerden daha parçalı değildir.  Barajsız sistemin uygulandığı dönemlerde 1965, 1969, 1973 ve 1977 seçimlerinde %40 ve hatta 1965 genel seçimlerinde bir parti  %52 gibi yüksek oranlara ulaşırken , barajlı sistemin uygulandığı yıllarda partilerin oyları  bu seviyelerin altında kalmıştır.

 

Şimdi 1961den günümüze seçim sonuçlarını izleyelim[1]:

 

 

1961 Genel Seçimleri  Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

CHP

 

36,74

 

3.724.752

 

173

 

 

 

2

 

AP

 

34,80

 

3.527.435

 

158

 

 

 

3

 

CKMP

 

13,96

 

1.415.390

 

54

 

 

 

4

 

YTP

 

13,73

 

1.391.934

 

65

 

 

 

5

 

BAĞ.

 

0,81

 

81.732

 

   
 

 

 

 

 

 

 

 

1965 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

AP

 

52,87

 

4.921.235

 

240-%53

 

 

 

2

 

CHP

 

28,75

 

2.675.785

 

134

 

 

 

3

 

MP

 

6,26

 

582.704

 

31

 

 

 

4

 

YTP

 

3,72

 

346.514

 

19

 

 

 

5

 

BAĞ.

 

3,19

 

296.528

 

1

 

 

 

6

 

TİP

 

2,97

 

276.101

 

14

 

 

 

7

 

CKMP

 

2,24

 

208.696

 

11

 

 
 

 

 

 

1969 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

AP

 

46,55

 

4.229.712

 

256    --%56

 

 

 

2

 

CHP

 

27,37

 

2.487.006

 

143

 

 

 

3

 

GP

 

6,58

 

597.818

 

15

 

 

 

4

 

BAĞ.

 

5,62

 

511.023

 

13

 

 

 

5

 

MP

 

3,22

 

292.961

 

6

 

 

 

6

 

MHP

 

3,03

 

275.091

 

1

 

 

 

7

 

BP

 

2,80

 

254.695

 

8

 

 

 

8

 

TİP

 

2,68

 

243.631

 

2

 

 

 

9

 

YTP

 

2,18

 

197.929

 

6

 

 
 

 

 

 

1973 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

CHP

 

33,29

 

3.570.223

 

185  --%41

 

 

 

2

 

AP

 

29,82

 

3.197.897

 

149

 

 

 

3

 

DP

 

11,89

 

1.275.502

 

45

 

 

 

4

 

MSP

 

11,80

 

1.265.726

 

48

 

 

 

5

 

CGP

 

5,26

 

564.343

 

13

 

 

 

6

 

MHP

 

3,38

 

362.208

 

3

 

 

 

7

 

BAĞ.

 

2,80

 

300.634

 

6

 

 

 

8

 

TBP

 

1,14

 

121.759

 

1

 

 
             
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1977 Genel SeçimOyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

CHP

 

41,39

 

6.136.171

 

213  %47

 

 

 

2

 

AP

 

36,89

 

5.468.202

 

189

 

 

 

3

 

MSP

 

8,57

 

1.269.918

 

24

 

 

 

4

 

MHP

 

6,42

 

951.544

 

16

 

 

 

5

 

BAĞ.

 

2,49

 

369.592

 

4

 

 

 

6

 

CGP

 

1,87

 

277.713

 

3

 

 

 

7

 

DP

 

1,85

 

274.484

 

1

 

 

 

8

 

TBP

 

0,39

 

58.540

 

   

 

9

 

TİP

 

0,14

 

20.565

 

   
 

 

 

Şimdi de barajlı dönemin ( %10)  seçim tablolarını görelim:

 

1983 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

ANAP

 

45,14

 

7.833.148

 

211   % 52

 

 

 

2

 

HP

 

30,46

 

5.285.814

 

117

 

 

 

3

 

MDP

 

23,27

 

4.036.970

 

71

 

 

 

4

 

BAĞ.

 

1,13

 

195.588

 

   
 

 

 

 

1987 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

ANAP

 

36,31

 

8.704.335

 

292--% 64

 

 

 

2

 

SHP

 

24,74

 

5.931.000

 

99

 

 

 

3

 

DYP

 

19,14

 

4.587.062

 

59

 

 

 

4

 

DSP

 

8,53

 

2.044.576

 

   

 

5

 

RP

 

7,16

 

1.717.425

 

   

 

6

 

MÇP

 

2,93

 

701.538

 

   

 

7

 

IDP

 

0,82

 

196.272

 

   

 

8

 

BAĞ.

 

0,37

 

89.303

 

   
 

 

Seçim kanunları o kadar önemlidir ki,   seçimlerden birinci çıkan partinin oy oranı düştüğü halde  milletvekili sayısı artmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1991 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

DYP

 

27,03

 

6.600.726

 

178  %39

 

 

 

2

 

ANAP

 

24,01

 

5.862.623

 

115

 

 

 

3

 

SHP

 

20,75

 

5.066.571

 

88

 

 

 

4

 

RP

 

16,88

 

4.121.355

 

62

 

 

 

5

 

DSP

 

10,75

 

2.624.301

 

7

 

 

 

6

 

SP

 

0,44

 

108.369

 

   
             
 

 

1995 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

RP

 

21,38

 

6.012.450

 

158  % 28

 

 

 

2

 

ANAP

 

19,65

 

5.527.288

 

132

 

 

 

3

 

DYP

 

19,18

 

5.396.000

 

135

 

 

 

4

 

DSP

 

14,64

 

4.118.025

 

76

 

 

 

5

 

CHP

 

10,71

 

3.011.076

 

49

 

 

 

6

 

MHP

 

8,18

 

2.301.343

 

   

 

7

 

HADEP

 

4,17

 

1.171.623

 

   

 

8

 

BAĞ.

 

0,48

 

133.895

 

   

 

9

 

YDH

 

0,48

 

133.889

 

   

 

10

 

MP

 

0,45

 

127.630

 

   

 

11

 

YDP

 

0,34

 

95.484

 

   

 

12

 

İP

 

0,22

 

61.428

 

   

 

13

 

YP

 

0,13

 

36.853

 

   
 

 

 

 

 

1999 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

DSP

 

22,19

 

6.919.668

 

136  %24

 

 

 

2

 

MHP

 

17,98

 

5.606.634

 

129

 

 

 

3

 

FP

 

15,41

 

4.805.384

 

111

 

 

 

4

 

ANAP

 

13,22

 

4.122.926

 

86

 

 

 

5

 

DYP

 

12,01

 

3.745.417

 

85

 

 

 

6

 

CHP

 

8,71

 

2.716.096

 

   

 

7

 

HADEP

 

4,75

 

1.482.194

 

   

 

8

 

BBP

 

1,46

 

456.354

 

   

 

9

 

BAĞ.

 

0,87

 

270.265

 

3

 

 

 

10

 

ÖDP

 

0,80

 

248.555

 

   

 

11

 

DTP

 

0,58

 

179.873

 

   

 

12

 

LDP

 

0,41

 

127.168

 

   

 

13

 

DP

 

0,30

 

92.089

 

   

 

14

 

MP

 

0,25

 

79.363

 

   

 

15

 

BP

 

0,25

 

78.923

 

   

 

16

 

İP

 

0,18

 

57.593

 

   

 

17

 

EMEP

 

0,17

 

51.752

 

   

 

18

 

YDP

 

0,14

 

44.782

 

   

 

19

 

SİP

 

0,12

 

37.671

 

   

 

20

 

DEPAR

 

0,12

 

37.370

 

   

 

21

 

DBP

 

0,08

 

24.419

 

   
 

 

 

 

 

2002 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

AKP

 

34,43

 

10.848.704

 

365   %66

 

 

 

2

 

CHP

 

19,41

 

6.114.843

 

177

 

 

 

3

 

DYP

 

9,54

 

3.004.949

 

   

 

4

 

MHP

 

8,35

 

2.629.808

 

   

 

5

 

GP

 

7,25

 

2.284.644

 

   

 

6

 

DEHAP

 

6,14

 

1.933.680

 

   

 

7

 

ANAP

 

5,11

 

1.610.207

 

   

 

8

 

SP

 

2,49

 

784.087

 

   

 

9

 

DSP

 

1,22

 

383.609

 

   

 

10

 

YTP

 

1,15

 

363.671

 

   

 

11

 

BBP

 

1,02

 

321.486

 

   

 

12

 

BAĞ.

 

0,96

 

302.801

 

8

 

 

 

13

 

YP

 

0,93

 

294.517

 

   

 

14

 

İP

 

0,51

 

160.227

 

   

 

15

 

BTP

 

0,48

 

150.154

 

   

 

16

 

ÖDP

 

0,34

 

105.862

 

   

 

17

 

LDP

 

0,28

 

89.177

 

   

 

2007 Genel Seçimleri Oyların Partilere Göre Dağılımı ve Milletvekili Sayıları:

 

 

S.

 

Parti Adı

 

Oy Oranı

 

Toplam Oy

 

M.V. Sayısı

 

 

 

1

 

AKP

 

46,58

 

16.327.291

 

341  %62

 

 

 

2

 

CHP

 

20,88

 

7.317.808

 

112

 

 

 

3

 

MHP

 

14,27

 

5.001.869

 

71

 

 

 

4

 

DP

 

5,42

 

1.898.873

 

   

 

5

 

BAĞ

 

5,32

 

1.864.971

 

26

 

 

 

6

 

GP

 

3,04

 

1.064.871

 

   

 

7

 

SP

 

2,34

 

820.299

 

   

 

8

 

BTP

 

0,52

 

183.895

 

   

 

9

 

HYP

 

0,50

 

174.872

 

   

 

10

 

İP

 

0,36

 

124.526

 

   

 

11

 

ATP

 

0,33

 

114.029

 

   

 

12

 

TKP

 

0,23

 

79.254

 

   

 

13

 

ÖDP

 

0,15

 

52.145

 

   

 

14

 

LDP

 

0,10

 

35.364

 

   

 

15

 

EMEP

 

0,08

 

26.292

 

   
 
     

 

 

 

 

 

Genel Seçim sonuçlarını gösteren tablolardan da anlaşılacağı gibi seçimlerde baraj uygulaması oyların çeşitli partilere dağılmasını önlememiştir. Başka bir ifadeyle  halk  birkaç parti etrafında toplanmamış, barajı aşamayacağı açıkça bilinen partilere oy vermeye devam etmiştir. En son seçimi örnek alırsak seçime   katılan 14 partiden  11 tanesi %5 ve altında oy almıştır. 2002 seçimlerinde ise başka bir ilginç tablo ortaya çıkmıştır. Seçimlere 18 parti katılmış ve bunlardan yalnızca 2 tanesi %10 barajını aşabilmiştir. Barajı aşarak TBMM’ye girebilen  2 partinin aldığı oy oranı  %54dür. Yani halkın oylarının %46sı TBMM’de temsil imkanı bulamamıştır.  Başka bir çarpık durum da  bir partinin aldığı oy oranından  çok daha yüksek bir oranla milletvekilliği kazanmasıdır. 1987 ve 2002 seçimleri çok tipik örneklerdir.  Bu dönemlerde seçimlerde birinci olan partilerin oy oranı  %36 ve 34 iken parlamentoda temsil oranı  %64 ve %66 olmuştur.  Yani partiler  aldıkları oydan çok daha fazla milletveilliği kazanmışlardır. Bu durumda parlamentoda “Temsil Sorunu”  ortaya çıkar.

 

           

 

            Yasama’nın Oluşumunda “Güçlü Genel Başkan” Etkisi

 

 

            Yasama Meclisinin oluşumunda  her zaman halkın şikayetine konu olan diğer bir  husus da  parti genel başkanlarının konumudur. Türk Demokrasi tarihinde   uygulanan seçim sistemleri parti genel başkanlarını  adeta “Tek Seçici”  haline getirmiş ve bu yönüyle demokrasimiz çoğu zaman halkla sorunlu hale gelmiştir. Halk kendi temsilcisi olacak milletvekillerini  değil de Genel Başkanın getirdiği milletvekili listesine oy vermek durumunda kalmıştır. Seçimlere bu yönüyle bakıldığında Genel Seçimler  adeta  “Genel Başkan”  seçimlerine dönüşmüştür. Bu durumun zorunlu sonucu olarak da seçim kampanyaları genel başkanların mücadelesi olarak geçmiştir.  29 Mart 2009 Yerel Yönetimler seçimi bile Türkiye’de genel başkanların yürüttüğü kampanyalarla hatırlanacaktır.  Demokrasinin, kendi tanımına uygun olarak  halk idaresi olabilmesi için şüphesiz halkın daha etkin olması gerekir. Gerek siyasî partiler Kanunu gerekse de seçim kanunları  gerçekte bütünüyle halkın örgütleri olması gereken siyasal partileri  bir kere partinin başına geçmiş genel başkanın  örgütü haline getirmiştir. Genel başkanların değişmesi hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Bundan dolayı Türkiye’de siyasal parti genel başkanları  -tabir yerindeyse- kayd-ı hayat şartı ile  seçilir ve  bir daha da demokratik kural ve yollarla asla değişmezler. 5,10, 15 ve hatta 30 yıl veya daha fazla genel başkanlık yapmış politikacılar vardır.

 

Güçlü genel başkanlık sistemi sayesinde  tek seçici durumunda olan genel başkanlar seçimi kazanarak meclise girdikleri zaman  yasama organını, iktidar oldukları zaman da Yürütme organını kendi güçlü ellerinde  tutmakta ve  ve demokrasimiz  adeta  kişi veya zümre idaresine dönüşmektedir. Gerek düşüncelerinde ve gerekse uygulamalarında  ve hatta kişisel ilişkilerinde  genel başkanı ile paralel yürüyemeyen bir pokitikacı en yakın seçimde tasfiye edilmektedir.  Güçlü genel başkan meclisin iradesini adeta tek başına temsil etmektedir.  Yürütme organının başı olan genel başkan yasama organının da başı ve “lider”konumuyla  kuvvetler ayrılığı ilkesini kuvvetler birliğine dönüştürebilmektedir.

 

 

            Yürütme Organı

 

            Yürütme Organı  yasama meclisi üyeleleri arasından- dışarıdan da almak mümkündür- başbakanın  (Genel Başkan) belirlediği isimlerin cumhurbaşkanınca atanması şeklinde oluşmaktadır. Bütünüyle genel başkanın iradesiyle oluşmuş yasama meclisinin  üyeleri arasından yine  genel başkanın iradesiyle oluşmuş Yürütme organı bulunmaktadır.  Eğer bu duruma genel başkanın iradesiyle  seçilmiş  Meclis  başkanı ve Cumhurbaşkanını da ilave edersek Türk demokrasinin   “Tek Kişi”  yönetimine dönüşmüş olduğu açıkça görülecektir. Partilerin il ve ilçe teşkilatları, Genel Merkez organları, delegeler ve tüm diğer üyelerin hepsinin de  aynı sistem içinde genel başkanın  güçlü iradesine bağlı olduğu  bir siyasal hayat bulunmaktadır.   Bu durum Türkiye’nin çok partili siyasal hayata geçtiği 1946 yılından beri hemen hemen  hiç değişmeden sürüp gelmektedir.  Bundan dolayıdır ki, Türkiye’de  65 yılını doldurmuş olan demokratik siyasal hayat, İnönü, Bayar, Menderes,  Demirel, Erbakan, Türkeş, Özal, Erdoğan… gibi  güçlü genel başkanlığın sembolü  isimlerle  anılmaktadır.

 

 

            Güçlü genel başkanlar, sadece Yürütme organının değil aynı zamanda  Yasama organının da – genel başkanlığı sebebiyle-  lideri durumunda oldukları için Yasama ve Yürütme organları tek kişinin iradesine bağlı bulunmaktadır.  Diğer bir husus da şudur: Yürütme organının üyeleri (Bakanlar)  aynı zamanda Yasama organının da üyeleridir. Bu konumlarıyla  Bakanlar milletvekili olmaları gereği aktif siyasetin de uygulayıcıları olmak durumundadırlar.  Eğer bütün mesaisini bakanlık bürokrasisi içinde yürütür seçim bölgesini ihmal ederse gelecek seçimlerde parti o bölgede oy kaybına uğrayacağı için  bakan bir daha seçilemeyebilir. İşte bu sakıncayı (!)  ortadan kaldırmak için bakanlar özellikle seçim bölgelerine yatırım yapmak zorunda kalırlar. Bakanlığının çalışma alanına uygun yatırımlar- bunlar arasında havaalanı yapmak, okul açmak ya da açılmış bir okulu  kendi iline taşımak  gibi yatırımlar vardır- yapmak zorunda kalırlar.

 

 

Yasama Organı

 

            T.C. Anayasası 3. Bölümü Yargı  başlığını taşımaktadır. Bu  bölümde 138-160. maddeler  bütünüyle yargının bağımsızlığı ve işleyişi ile ilgilidir. 138. madde “ Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî  kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, merci veya kişi  yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

 

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama meclisinde  yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya  herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve Yürütme organları ile idare,  mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez…”.

 

            Yukarıdaki Anayasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi mahkemelerin verdikleri kararların, yani hukukun yasama ve yürütme karşısında üstünlüğü vardır ve bu açık hükümleler kayıt altına  alınmıştır. Fakat  unutulmamalıdır ki, bütçe ve kadro  durumlarını bir kenara bıraksak bile    yargının  işleyişinin sağlanması hususiyle yürütmenin elindedir.  Zaman zaman yurt sathında yargının  yürütme ile olan ilişkisinin tartışıldığı bilinen bir gerçektir. Yargı organlarının  da zaman zaman bazı uygulamalardan müşteki oldukları bilinmektedir.

 

 

Sonuç:

 

            Demokrasinin uygulanabilir veya yaşanabilir bir rejim olması  hiç şüphe yoktur ki, Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin  ana ilke olması ile mümkündür. Günümüzden 260 sene önce Fransız filozofu Montesquieu, kuvvetler ayrılığının önemini vurgulamış ve “ …eğer yasama, yürütme ve yargı  aynı elde toplanırsa o ülkede korkunç bir zulüm hüküm sürer…  demiştir. ( Kanunların Ruhu Üzerine II, Çev. Fehmi Baldaş,  M.E. B. Yayını Ankara 1965). Esasen monarşi  ile cumhuriyeti ve demokrasiyi birbirinden ayıran en temel fark   kuvvetlerin kimin elinde ve kim tarafından kullanılıyor olmasındadır. Bilindiği gibi monarşi idarelerinde monark, yasama, yürütme ve yargı kuvvetini kendi elinde toplar ve kullanır.  Yayınladığı emir ve fermanlar yasa hükmündedir,   bütün devlet görevlileri yürütme işini üstlenirler ve  gerek gördüğü hallerde de  monark idam, sürgün vb. cezalar vererek yargı yetkisini de kullanabilir. Fakat demokrasilerde kuvvetler bir elde toplanamaz. Bu ilke demokrasiyi gerçek anlamda “Halk İdaresi”  yapan husustur. Çünkü kolektif bir güç olan devlet,   halka baskı olarak yansıyabilir. Bu durumda  halkın (yurttaşların) güvencesi hukuktur. İşte bu bakımdan demokrasilerde “Hukukun Üstünlüğü” ilkesi vardır ve bu ilke  devlet  gücüne muhatap olan  her yurttaşın mal, can ve diğer güvenliklerinin garantisidir.  Hukukun Üstünlüğü’nün  garantisi de Kuvvetler Ayrılığı ilkesidir. Bu iki ilke birbirinin hem sebebi hem sonucudur. “Kuvvetler Ayrılığı” esas alınmaz ise  Hukuk hiçbir zaman üstün olamaz.

 

            Diğer bir husus, yukarıda açıklanmış olan “Güçlü Genel Başkanlık” la özdeşleşen çok partili siyasal hayatın kaçınılmaz sonucu olarak Yasama, Yürütme’nin etkisi ve tesiri altına düşmektedir. Yürütmenin başı olan Başbakan, Genel Başkan olmasından dolayı, Yasama Meclisinin çoğunluğunu oluşturan parti üyelerinin de başkanıdır. Hatta o üyeleri aday yaparak milletvekili seçilmelerini de sağlamış ve gelecekte de aynı görevi yapacak durumda olması sebebiyle  genel başkanın mutlak otoritesi yasama meclisi üyeleri üzerinde  hissedilmektedir. Bundan dolayı yakın siyasal hayatımızda çok görüldüğü üzere  Başbakan (Genel Başkan) meclise hiç de danışmadan her hangi bir yerde yaptığı bir  konuşmada  “…Meclisi hemen toplarız… Bu kanunu  hemen çıkarırız….”  gibi açıklamalar yapabilmektedir.

 

İktidar partisi  olamayan siyasal partilerimizde de benzer tavır ve davranışlar görülmektedir. Özellikle  yeni kurulan kabinelere güven oyu verilip verilmemesi hususlarında çoğu zaman  genel başkanlar   parti gruplarına danışmadan her hangi bir yerdeki bir konuşmasında  “… Bu iktidara güven oyu vermeyeceğiz…  ya da “…Bu iktidara güven oyu vereceğiz…”  gibi açıklamalar yapabilmektedirler.  Hatta parti içi disiplini sağlamak adına  siyasal partilerin “Grup Kararı”  alması hususu  da vardır ki, milletvekillerinin   hür iradeleri ile hareket edip edemedikleri açısından tartışılması gereken ayrı bir konudur.

 

             Demokrasinin bir “Özgürlükler Rejimi”  olduğu hususu da her türlü tartışmanın dışındadır. Özgürlüklerin güvencesi de  tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi Hukuk’tur.   Demokrasi anlayışında  ve uygulamada şurası çok önemlidir ki, gerek yurttaşların  din,  mezhep, dil, ırk, soy, cinsiyet, statü vb. gibi kişisel özellikleri ve gerekse de  örf, adet,  gelenek, görenek gibi sosyal özellikleri diğerlerine karşı ne iyidir, ne de kötüdür, Başka bir ifadeyle ne üstündür, ne de zayıftır. Fakat halk içinde özellikle de çoğunluk anlayışı içinde  duruma bakıldığında  bazı  bireysel veya sosyal yapı veya özelliklerin toplumda yadırgandığı,  horlandığı ve hatta engellendiği de zaman zaman görülegelmiştir. İşte bu durumda yine bireylerin güvencesi hukuktur. Zira demokrasilerde  başkalarına zarar vermeyen her davranış serbesttir. Bu özgürlükler alanına girer. Özgürlüklerin güvencesi de hukuktur.

 

            Son söz: Kuvvetler ayrılığı  ilkesi içinde  kuvvetlerin birbirlerinden üstünlüğü ya da zayıflığı söz konusu değildir. Aynı şekilde kuvvetlerin bir birinin üstünde ya da altında olması da söz konusu değildir. Fakat unutulmamalıdır ki, Yasama ve Yürütme kuvvetleri toplumda belirli oluşumlar içinde toplanan yurttaşların temsil edildiği  organlardır. Yani her ikisinde de Siyasal Parti ağırlığı vardır. Bundan dolayı Yasama ve Yürütme,  her ne kadar görevlerinde eşitlikçi bir anlayışla hareket etseler de doğalarında   toplumsal gruplaşmalar, kümeleşmeler vardır. Fakat Yargı öyle değildir. İşte bundan dolayı Yargı gerçek anlamda bireylerin tamamına eşit uzaklıkta bulunan           Üstün”  organdır.  Yine yakın  dönem siyasal hayat incelendiğinde iktidarların (Yürütme ) yargı kararlarından çok rahatsız oldukları ve sürekli  şikayet ettikleri bilinmektedir. Bilhassa  iktidarların “…kendi kadroları ile çalışmak istemeleri…”  gibi hiçbir yasal dayanağı olmayan bazı talepleri ve hatta uygulamaları idarî yargı tarafından engellendiği zaman siyasal iktidarların, bu durum karşısında “Yargı elimizi kolumuzu bağlıyor…”  şeklinde şikayetleri  de bilinmektedir.  Yazımızı hukukun herkese lazım olduğu şeklindeki özlü sözle bitiriyoruz.

 

             

 

 

 

 



[1] Seçim sonuçları BELGE net başlıklı Web sitesinden alınmıştır (29.04.2009)

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695228
Bugün :   180
Aktif :   180

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com