AYRIMCILIK MESELESİ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

AYRIMCILIK MESELESİ

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 

Geçen hafta Ankara’da  “Ayrımcılığa Karşı Alevî Yürüyüşü”  adıyla  kamuoyuna yansıtılan bir gösteri vardı. İçerik itibariyle  bir  “Uyarı” veya “Protesto”  yürüyüşü sayılabilecek bu gösterinin   adı her ne kadar “Ayrımcılığa Karşı”  ise de  bizatihî  kendisi “Ayrımcılık”  kokuyordu. Kısaca açıklayalım: Bizim hukuk sistemimiz (Laik Hukuk Sistemi=Mülkî  Hukuk Sistemi))  bireylerin (Yurttaş=Vatandaş) kişisel özelliklerinden kaynaklanmaz.  Yani bireyin Alevî, sünnî, Şiî  olmasına ya da bunların kendi içlerindeki fraksiyonlarına dayanmaz. Hanefî, Şâfî, Hambelî olup olmaması da fark etmez. Zaten bu bilgi ve özellikleri Devlet  bilmez. Hatta yurttaşlar da bilmez. Hiçbir resmî  belgede  vatandaşın  mezhebî ya da benzer özelliği sorulmaz, yazılmaz, kayd edilmez. Irksal durum da aynıdır. Din veya mezhebine bakılmadığı gibi  insanların ırkına ya da ırk kökenine de bakılmaz. Yani Türkiye “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.  Durum böyle olduğuna göre şimdi kendi kendimize soralım: Biz Türkiye’nin bir Irk devleti ya da bir Din ve Mezhep devleti olmasını mı istiyoruz. Başka bir açıdan bakarak bir kere daha soralım: Biz Türkiye’nin eşit vatandaşlık hukukuna  dayalı bir ülke değilde    ırk ve din farklarına göre oluşmuş bir “Çok Hukuklu Ülke”  olmasını mı istiyoruz. Her halde önce bu konu üzerinde anlaşmalıyız. Osmanlı devleti  bir imparatorluk idi ve çok hukuklu bir devlet idi. Fakat o yıkıldı.  Onu tekrar diriltmeyi istiyorsak bu olmaz, boşuna uğraşmayalım.  Hele hele kendilerini alevî  olarak tanıtanlar bunu hiç istemezler. Burada, Türkler  hakkında bir çok kitap yazmış ve  bilhassa yazdığı Atatürk adlı kitabı ile çok tanınmış İngiliz yazar Andrew Mango’nun bir  konferansta söylediği şu söz aklıma geldi:  “Osmanlı devletinin yıkılışına  üzülmeyenin kalbi yoktur, Osmanlı devletini yeniden kurmak isteyenlerin ise aklı yoktur” (Isparta 22 Ekim 2008).  Şimdi tekrar konumuza dönelim ve Ankara’daki yürüyüşe gelelim. Yürüyüş sırasında  tekrarlanan soganlarda,  kullanılan pankartlarda ve yapılan açıklamalarda alevîlerin bazı istekleri dile getiriliyor. Bunların başında da Diyanet İşleri başkanlığının kaldrılması, Okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması, alevî köylerine cami yapılmaması  vs  geliyor. Bu isteklerden anlıyoruz ki, alevîler kendileri için bir şeylerin yapılmasını değil de güya  sünnîler için yapılanların yapılmamasını  istiyorlar. İşte bu olmadı. Neden? Önce meselenin prensibini söyleyelim:  Demokratik bir ülkede yurttaşlar kendileri için istek ve taleplerde bulunurlar. Başkalarına verilen hakların kısıtlanmasını talep etmezler. Gerçek öyle değil ama, yine de olaya alevîlerin penceresinden bakarsak, yani onların yorumları ve düşüncelerine göre, eğer devlet  sünnîler için Diyanet İşleri başkanlığı kurmuş ise, sünnîler için din dersi koymuş ise, yine sünnîler için cami yapmış ise alevîler bu yapılanlara karşı çıkmayacaklar da aynı hakları kendileri için de isteyecekler. Yoksa halkın diğer kısmı (Sünnîler) alevîlerin bu istekleri karşısında yer alarak demezler mi ki, “kardeşim sen benim camime ne karışıyorsun? Benim teşkilatıma ne karışıyorsun? Benim derslerime ne karışıyorsun?...” Derler. O halde meseleye böyle bakmayacağız. Alevîler eğer kendileri için bir “İnsan hakları”  eksikliği görüyorlarsa doğrudan onu talep edecekler. Mesela, kendileri için de ibadet edebilecekleri bir yer veya bina tahsisini yöneticilerden talep edebilirler. Kendi çocuklarına  kendi inanç sistemlerinin öğretilmesi için kitaplar yazılmasını veya kitapların içine bölümler yazılmasını isteyebilirler. Din derslerinin seçmeli olmasını isteyebilirler. Fakat kaldırılmasını istemeleri  doğru değildir. Eğer çeşitli kitaplarda  kendileri hakkında yanlış yazılmış bilgiler varsa, itirazları nereye ise bunun düzeltilmesini isteyebilirler.  Böyle isteklere demokrasiye inanmış hiç bir  yurttaş karşı çıkmaz ve  çıkamaz. Fakat “…bizim köyümüze cami yapmayın…  gibi bir talep  karşılanamaz. Neden yapılmayacak? Yani o köye sünnî  insanların girmesi  yasak mıdır? Memurların girmesi yasak mıdır?  Yani kısaca  o köy alevî köyü müdür? Türkiye’de köyler  “Alevî köyü, sünnî  köyü “  diye ayrılıyor mu? Bu soruları daha fazla uzatmaya gerek yok. Bu konuyu da uzatmaya gerek yok. 

Sonuca gelirsek, ayrımcılığa karşı çıkıyoruz derken kendimiz ayrımcılık yapmayalım.  Türkiye ne bir ırk devletidir, ne din, ne de mezhep. Hukuk  önünde bütün vatandaşlarımız eşittir. Burada yanlış uygulamalar varsa onun düzeltilmesini isteyelim Ama devletin temel nizamı olan laik hukuk sistemini sarsmayalım.  Alevîlerin  dinsel veya mezhepsel hak talepleri de ancak laiklik ile mümkündür. Eğer sistemimiz laiklik esasına dayanmamış olsaydı alevîler  bırakın sokaklarda slaogan atmayı alevî  olduklarını bile gizlemek zorunda kalırlardı. Laikliğin kıymetini bilelim.

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695234
Bugün :   186
Aktif :   186

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com