TERÖR VE DEMOKRASİ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

TERÖR VE DEMOKRASİ

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

Şu söze hep takılıyorum: “Terörü ancak daha fazla demokrasi ile önleyebiliriz.”. Demokrasinin savunulması ve talep edilmesi şüphesiz çok güzel bir tutumdur ve doğrudur. Ancak anlaşılması zor husus, bu gün Türkiye’yi meşgul eden terörün demokrasi ile nasıl önleneceğidir. Yani demokrasi, TBMM’de alınacak bir karar mıdır ki, “Meclis bu kararı bir an önce alsın da şu terör önlensin...” gibi bir yaklaşım sergileniyor. Yok öyle değilse, sürekli demokrasi vurgusu yapanlar bunun terörü nasıl önleyeceğini bir açıklasalar da herkes öğrense!

Önce şunu bir anlayalım: Demokrasi vatandaşların (İnsanların) hür iradeleri ile ortaya koydukları tercih ve görüşleri üzerine bina edilebilir. İnsanların hür iradelerini ortaya koyabilmeleri için de her türlü baskı, zorlama ve tehditten kurtulmuş olmaları, kendilerini tam bir güvenlik içinde hissetmeleri gerekir. Şimdi düşünelim: Güneydoğu Anadolu dağlarında ve bu bölgenin uzantısı olan Kuzey Irak topraklarında Türkiye Cumhuriyeti devletinin silahlı kuvvetleri başta olmak üzere bütün kurumlarını hedef almış sayıları on binlerle ifade edilen, yaklaşık 25 seneden bu yana da her türlü kan dökücülüğü acımasızca uygulayan bir terör örgütünün elemanları dolaşmaktadır. Türkiye içinde ve dışında da bu örgütü madden ve manen destekleyen kişi, kurum, kuruluş ve hatta devletler vardır. Şimdi bu durum karşısında Güneydoğu Anadolu şehirlerinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları nasıl olur da Hür İradelerini serbestçe ortaya koyabilirler? Bu mümkün müdür? Hiç kimse bu soruya “ Evet Mümkündür” diye cevap veremez. Biraz daha açalaım. Sırtında tüfeğin namlusunu hisseden bir insan  görüş ve düşüncelerini serbestçe ortaya koyabilir mi? Düşüncelerini serbestçe ifade edebilir mi? Bir hakkın verilmiş olması bir şey ifade etmez, o hakkın kuulanılabilir olması gerekir. Hatta ben, bu bölgede iş yapan ticaret erbabının da, bu bölgede görev yapan kamu görevlilerinin de  bu tehdidin etkisi altında olduklarını düşünüyorum. Bir şey daha var: O bölgede yaşayan insanlar, tehdidi ve nereden geldiğini, bu tehdidi ortadan kaldırmakla görevli güvenlik kuvvetlerinden  daha iyi tanıyorlar. Belki de o bölgede yaşayan ailelerden bazılarının  bir veya bir kaç çocuğu- anneleri ve babaları tasvip etmediği halde- ellerine silah almışlar ve dağda dolaşmakta ve eylem için  elebaşılarından emir beklemektedirler. Dolayısıyla bölge insanı PKK mensuplarını güvenlik kuvvetlerinden daha iyi tanıyor olabilirler. Bu durumun onların korkularının daha da artmasına yol açtığı düşünülebilir.  O halde ilk evvel ve her şeyden evvel yapılması gereken dağdaki silahlı militanlardan bölgeyi temizlemektir. Bu temizlik yapıldıktan sonra ancak insanlar hür iradelerini serbestçe ortaya koyabilirler, ya da ancak o zaman demokrasi ve onun yüksek değerleri hayata geçirilebilir, uygulanabilir. Bir kere daha tekrar ediyoruz ki, güvenliğinden emin olmayan insandan demokrasiye uygun tavır, tutum, hareket bekleyemeyiz. Zira o, kendi görüş ve tercihini açık edemez. İşte bu gün, Türkiye’nin çok önemli bir bölgesi, Tunceli ve Bingöl’den başlayarak Van ve Hakkari’ye kadar uzanan bir bölgede durum böyledir. Bu şartlar altında yine de korkmadan demokratik tavırlarını ortaya koyabilen vatandaşlarımızı kutlamak vicdanî bir borçtur. Başka bir açıdan baktığımız da da bölge insanının Türkiye Cumhuriyeti devletine yani kendi devletine olan sarsılmaz güvenini görüyoruz. Bu güvenden dolayıdır ki, insanlar “Kahrolsun PKK” diye bağırabilmektedir. Bu tavır bile o insanları tehlikeye yaklaştırmaktadır. Bu unutulmasın. Terör örgütünü kınayamayan bir kısım insanlar da bu korkunun esiri olmuş olabilirler.

Bu konuda dikkat çeken bir husus da şudur: Terör konusunda görüş ortaya koyan pek çok kişiyi bu gerçeği gizlemek gayreti içinde görüyoruz. Bu şuna benziyor: Bina tutuşmuş yanıyor, fakat insanlar oturmuşlar, bir daha yangın çıkmaması için ne gibi önlemler almak meselesini tartışıyorlar. Bazıları elektrik tesisatının yenilenmesinden, bazıları çocukların ateşle oynamamaları için uyarılmalarından, bazıları yanıcı maddelerin kontrol altına alınmasından vs. bahsediyorlar. Oysa yapılması gereken ilk şey, hemen itfaiyeyi çağırıp daha fazla büyümeden ve daha başka yerlere sıçramadan bu yangını söndürmektir. Diğer meseleler, yangın söndürülüp sükunet sağlandıktan sonra konuşulacak ve yapılacak işlerdir. Her şeyden önce yapılacak işlerde bir “ Öncelik Sırası, Önem Sırası” diye bir şey vardır. Bu basit gerçeği görmezlikten ya da bilmezlikten gelmek bilmem ki, nasıl izah edilir!

Sonuç olarak: Terör bir ateştir. İnsanların evini, barkını, malını, mülkünü ve hepsinden önemlisi canlarını alıp yok eden bir ateştir. Bu ateş söndürülecektir. İlk ve en önemli adım bu olacaktır. Bunun için ne gerekiyorsa o yapılacaktır. Eğer, bu ateşin söndürülmesi için “Temel Hak ve Özgürlükler” dışında bir kısım özgürlüklerin geçici olarak kısıtlanması gerekiyorsa hiç tereddüt etmeden yapılmalıdır. Unutulmasın ki, özgürlük, yaşayan insana lazımdır, ölen insana değil!

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695193
Bugün :   145
Aktif :   145

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com