CIEPO
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

CIEPO’NUN ARDINDAN  VE HIRVATİSTAN, MACARİSTAN SEYEHATI

                                                       Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 Geçtiğimiz  günlerde, 24-31  Ağustos 2008, tarihinde  Hırvatistan’ın başkenti Zagrep şehrinde  düzenlenen CİEPO’ 18’e Fransızca  sunduğum bir bildiri ile katıldım. CİEPO (Conférence  Internationale des Etudes Pré- Ottomanes et Ottomanes= Osmanlı  Öncesi ve Osmanlı  Araştırmaları Uluslar arası Konferansı) 18. Toplantısını yukarıda belirttiğim tarihte Zagrep’te yaptı.  6 gün süren konferansa  120 kadarını  Türk bilim insanlarının oluşturduğu 180 civarında  bilim insanı Türkçe’nin yanında Fransızca ve İngilizce sundukları  bildirileri  ile katıldılar. Biz de bu vesileyle hem  yerli ve yabancı meslektaşlarımızla görüşmek, tanışmak ve görüş alışverişinde bulunmak ve hem de    Zagrep’i gezmek  imkanı bulduk.  Konferansın  4. Gününde bir fırsatını bularak Macaristana geçtik ve Budapeşte’yi de gezip gördük. Bu yazıda anahatlarıyla Zagrep ve Budapeşte  izlenimlerimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Konferansa, Türk üniversiteleri arasında en büyük katılım Selçuk üniversitesinden idi.  24 Ağustos Pazar günü, aralarında üniversitemiz Eğitim Fakültesi Tarih bölümünden  Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Doç. Dr. Mehmet İpcioğlu, Yrd. Doç. Dr. Hilmi Bayraktar; İlahiyat fakültesinden Prof. Dr. Mehmet Aydın, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Çaycı; Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Muhittin Tuş,  Doç. Dr. Alaaddin Aköz, Yrd. Doç. Dr. Ruhi Özcan, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yılmaz ; Mimarlık Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Dicle Aydın ve Mevlana Müzesi Md. Yrd. Naci Bakırcı’nın  bulunduğu büyük bir grupla Zagrep’e uçtuk. Diğer üniversitelerden  gruplar halinde öğretim üyeleri vardı. Uşak üniversitesinden ise rektör Prof. Dr. Adnan Şişman ve eşi Yrd. Doç. Dr. Ayşin Şişman bir grup öğretim üyesi ile katılmışlardı. Diğer üniversitelerden de bazı isimleri sayacak olursak, Trabzon’dan Prof. Dr. Mesut Çapa arkadaşları ile beraber gelmişlerdi. Galatasaray Üniversitesi öğr. Üyesi  ve Topkapı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı da bizim uçağımızda idi. Emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Özgiray ve Prof. Dr. Tuncer Baykara da bizimle idi. Yaklaşık 2 saatlik bir uçuştan sonra Zagrep havaalanına indik.  

Havaalanındaki düzgün bir karşılama ve tahsis edilen otobüslerle otellerimize doğru  yol alırken hemen herkesin dikkatini çeken şey, Zagrep şehrinin güzelliği ve özellikle de yeşilliği idi.  Uşak Ün. Rektörü Prof. Dr. Adan Şişman’ın şu sözü hepimizin şehir hakkındaki ilk izlenimimizi yansıtmaya yetti: “…Düzenli bir parkın içinde düzenli bir şehir…”. Gerçekten de Zagrep şehri sanki bir park içine kurulmuştu. Masanın üstü gibi düzgün ve yemyeşil bir arazide güzel bir şehir. Yaklaşık yarım saatlik otobüs yolculuğundan sonra  otellerimize ulaştık.  Selçuk üniversitesinden konferansa katılanların hemen hepsi  ile birlikte Hotel Laguna’ya yerleştik.  Laguna, Zagrep’in  çok güzel otellerinden birisi. Hizmet ve temizlik gerçekten dört dörtlük.  Güleryüzlü ve  sempatik personeli  rahatımız için gereken her şeyi yaptılar.

Hırvatistan 1991 yılında Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan bağımsız bir devlet. Yaklaşık 5 milyon nüfusu var ki bunun 1 milyonu Zagrep’te yaşıyor. Zagrep tıpkı Konya gibi düz bir araziye alabildiğine yayılmış bir şehir. Fakat açıkça söyleyelim ki, ne Konya ne de başka bir Türk şehri, Zagrep’in  şehirciliği ile asla  boy ölçüşemez. Kilometrelerce uzayan caddeler ve  oldukça güzel işleyen bir trafik düzeni var. Şehrin ana ulaşımı tramvaylar ile sağlanıyor.  Tramvay haritasını inceleyince gördük ki, tam 17 istikamete giden gidiş-geliş tramvay hattı şehrin toplu ulaşım ihtiyacını karşılıyor. Dolmuş zaten hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur. Otobüs yalnızca tramvayın ulaşmadığı hatlarda çalışıyor.  Kongre organizasyon komitesi bize verdiği  yaka kartları ile  ücretsiz ulaşım imkanı sağladı. Böylece şehri rahat gezme fırsatımız oldu. Biz de, her fırsatta hem Zagrep şehrini hem de Hırvatistan halkının yaşayışını gözlemleyebilmek için, konferanstan fırsat buldukça,   bir çeşit gezi ve inceleme programı yaparak 8 gün boyunca bir hayli gezdik.  Bu arada  şehrin merkezinde bulunan Türk büyükelçiliğini de ziyaret ederek  büyükelçimizle bir çay içimi kadar sohbet etme imkanımız da oldu. Şehrin gezip görülecek  mekanları çok fazla. Jarun Gölü ve Maksimir parkı gerçekten muhteşem. 70 Km uzaklıktaki Sisak bambaşka bir coğrafya. Ormanlar içinden gidiliyor, 16. Yüzyıldan kalma  bir Osmanlı kale yıkıntısı var. Sava ırmağının suladığı  yemyeşil bir arazi, hiç değişmiyor, kaybolmuyor.

ZAGREP CAMİSİNİ ZİYARET

Zagrep’in biraz dış mahallelerine yakın bir yerde ve Zagrep’in her tarafında olduğu gibi yine yeşillikler içinde güzel bir cami var. Mimarisi bizim camilere benzemiyor. Dairesel tabanlı bir plan şeması var. İçten bakıldığında silindir bir mekan dıştan bakıldığında ise köşegenli yüzeylerden oluşmaktadır. Minberde yeşil zeminli bir Türk Bayrağı asılı duruyor. Zagrep camisinde biz ziyaret ettiğimizde Ramazan hazırlıkları yapılıyordu. Ziyaretimiz namaz vakti olmadığı için imamı ile tanışamadık. Sadece bazı görevliler  vardı.  Zagrep camisinin görevlileri çoğunlukla Boşnak Müslümanlar.  Cami ile bitişik salon, lokanta vb. tesisler de var. Zagrep’te yaşayan Müslümanların  düğün, nişan, sünnet, vb toplantıları da buralarda yapılıyormuş. Zagrep’te yaşayan Müslüman Hırvat yurttaşları  ile de   tanıştıklarımız oldu. Yabancı dil bilmiyorlar ve onlarla zorlukla konuşabildik. Öğrendiklerimiz içinde dikkatimizi çeken husus şu oldu: Zagrep  halkının belki de en fakirleri Müslümanlar. Çok az olan işportacılar, cadde kenarları ve parklarda basit portatif arabalarla mısır, dondurma vs. satan  üstleri başları düzensiz ve özensiz insanlar. Hepsi de Boşnak asıllı. Hemen hemen Avrupa kalkınmışlık standartını yakalamış olan Zagrep şehrinde Müslümanların bu durumu  bizleri çok üzdü.

SOSYAL ve EKONOMİK  HAYAT

Hırvatistan’da mısır tarımı çok önemli. Bol yağışlı ikliminin sağladığı imkanlar yanında Sava nehrinin suladığı   geniş ve bakımlı tarım arazisinde  uçsuz bucaksız mısır tarlaları uzayıp gidiyor. Biz kuzeyden güneye yaklaşk 400 Km.lik bir alanı karayolu ile gezme imkanı bulduk.  Şunu hemen ifade etmek gerekir ki, Hırvatistan’ın gezip görebildiğimiz  alanlarında  el değmemiş bir karış toprak görmek mümkün değildir. Her karış arazi düzgün şekilde imar edilmiş  ve oldukça bakımlı. Almanya  veya diğer Avrupa ülkeleri kadar sanayi tesisleri ve fabrikalara rastlamadık. Fakat şehir, orman ve tarım arazileri son derece düzenli ve bakımlı.

Hırvatistan’da iş hayatında kadın-erkek ayrımı hemen hemen hiç yok. Tramvay sürücülerinin büyük çoğunluğu  kadın. Aynı şekilde otobüs kullanan kadınlar da gördük.  Çarşı esnafının da önemli bir kısmı kadınlardan oluşuyor. Börekçi ve kebapçılar ( Börek, Kebap, Yoğurt  kelimeleri Hırvatça’ya girmiş ve aynı bizde olduğu gibi kullanılıyor. “Börek” yerine  “burek” diyorlar).   “Precarnica”  dedikleri börek fırınları çok meşhur. 

Zagrep’te de, tıpkı Türkiye’nin büyük şehirlerinde olduğu gibi, alışveriş merkezleri bir hayli fazla. En büyüğü veya en meşhuru da  “Avenue Mall”  adını taşıyan  alışveriş merkezi. Hırvatistan’ın para birimi “Kuna”. 1 Avroyu 7.2 kunaya bozuyorlar. Türk parasını tanımıyorlar ve bozmuyorlar. Fiatlar aşağı yukarı Türkiye gibi.  Ucuz yerler de var, pahalı yerler de var. Mesela, yarım litrelik içme suyunun  1., avroya satıldığı yer de var, yarım avroya satıldığı yer de var.  Muzun kilogramı hemen  her yerde 8 kuna.

                Memur maaşlarını kıyaslayabilmek için  tanıdıklarımıza  maaşlarını sorduk. Zagrep edebiyat fakültesi öğretim üyesi Ekrem Causeviç, “maaşım 2000 avro, ancak az geliyor yetmiyor” dedi.  Genel memur maaşları da buna yakınmış. Profesör maaşının  3000 avro olduğunu söylediler.

                Zagrep’te  cumartesi saat 15’den itibaren çarşı kapanıyor. Pazar günü de genel tatil. İnsanlar dinlenmeye çekiliyorlar. Hafta içinde gündüz iş, gece eğlence. Bilhassa gençler eğlenceyi hiç ihmal etmiyorlar.

 MACARİSTAN VE BUDAPEŞTE (BUDİN)

Konferansa ara verdiğimiz bir günde 17 öğretim üyesi  bir minibüs kiralayarak Macaristan’ın başşehri Budapeşte’ye gittik. Düzgün bir otoyoldan yaklaşık 450 Kmlik yolculuğumuzun  150 Km. kadarı Hırvatistan  kalanı da Macaristan sınırları içinde geçti. Yol boyunca  gördüğümüz Estergon ve Zigetvar  yol tabelaları hepimizi heyecanlandırdı. Fakat bu tarihî  mekanlara gitmeye zamanımız yoktu, göremedik. Tuna nehrinin iki yakasında her taşı bir tarihî eser ve belge sayılabilecek Budapeşte’ye girdiğimizde  hemen hepsi tarihçi olan öğretim  üyelerini    tarif  edilmez bir heyecan sarmıştı. Önceden irtibat kurduğumuz rehberimizle  hızlı bir şehir turuna başladık. Yemek yemeye, çay içmeye vakit yoktu. Sınırlı zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmek ve her yeri görmek istiyorduk. Osmanlı tarihinin ihtişamlı dönemleri gözlerimizin önünde canlandı.  Mohaç savaşı’nı,  Büyük Hükümdar Kanunî’yi sanki seyrediyorduk.

                Tuna nehrinin  ikiye ayırdığı Buda ve Peşte, 9 tane köprü ile birbirine bağlanmış. Hepsi de birer sanat eseri. Nehirde gemi turları yapılıyor. 8. Köprüden sonra  nehir ikiye bölünüyor ve büyükçe bir adayı sarıyor. Sonra  tekrar kollarını kenetliyor ve doğuya doğru akmaya devam ediyor.  Tuna 3 başkenti geçen muhteşem bir nehir.  Irmağın batı yakasında  Budin kalesi ve mütevazı Gül Baba türbesi var.  Kaledeki cami kiliseye çevrilmiş, onarım vardı, ziyaret edemedik. Kalenin değişik yerlerine  Macar kahramanlarının anıtları yapılmış.

                Peşte yakası  tarihle modernizmin birleştiği bir bölge. Macar krallarının anıtlarının süslediği bir protokol meydanı bulunuyor. Bakımlı ve heybetli  taş binalar etrafa sıralanmış. Caddelerin altı metro hatları. Buna rağmen trafik yoğun. Macarlar meşhur Türk hakanı Atilla’yı çok sahipleniyorlar. Atilla ismi de çok yaygın. En büyük caddenin adı Atilla.

                Konferans 30 Ağustos 2008 Cumartesi günü kapanış oturumu ile sona erdi. Bundan  sonraki CİEPO’nun  2010 yılında Van’da, ondan sonrakininin de 2012 yılında Kahire’de yapılması kararlaştırıldı.

                31 Ağustos  akşam vakitlerinde İstanbul’a, Atatürk havalimanına indik, koşuşturan insanlar, büyük bir gürültü, araba kornaları vs. hemen anladık ki, burası Türkiye!  Camilerden selalar yükseliyor. Halkımız Ramazan ayını  karşılamaya hazırlanıyordu.  Ve biz de Ramazan’ı İstanbul’da karşıladık: HOŞ GELDİN  EY MÜBAREK RAMAZAN… Güzel ülkemize, milletimize ve tüm dünyaya rahmetler, bereketler, sağlık ve mutluklar getirmesi dileğiyle…

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695153
Bugün :   105
Aktif :   105

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com