MÜTAREKE YILLARINDA AKŞEHİR
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

(29 Şubat 2008 tarihinde  Akşehir Panelinde sunduğum bildiridir)

MÜTAREKE ZAMANINDA AKŞEHİR  

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz*

             Giriş

 Akşehir, İstiklâl Savaşı zamanında olduğu gibi I. Dünya savaşı ve mütareke yıllarında da Türkiye’nin çok önemli bir şehridir.  Anadolu’nun güney bölgelerinden Antalya yöresini İç Anadolu’ya bağlayan önemli geçit yollarının kavşağında bulunan Akşehir, İstanbul’u  güney ve güneydoğu  bölgelerine bağlayan demiryolunun önemli bir istasyonudur. O zamanın şartları içinde Kütahya Alayunt, Akşehir, Konya ve Ulukışla  istasyonları “Odunluk İstasyonu”  olma özelliği ile önemli durak yerleri arasındadır. Bilindiği gibi, 1895 yılından itibaren demiryolu hattı yük ve insan taşımacılığında en önemli vasıta haline gelmiştir. Akşehir’in stratejik konumu, demiryolu hattının buradan geçmesi ile daha da önemli hale gelmiştir. I.Dünya Savaşı yılarında Orta Anadolu ve İç Batı Anadolu  bölgesinden doğu ve batı istikametine giden askerlerin toplandığı ve sevklerinin yapıldığı  Akşehir, savaş bittikten sonra 30 Ekim 1918 tarihini takip eden aylarda da terhis edilen askerlerin geldiği istasyonların başında gelmektedir.

 

 

            O zamanki Akşehir, Sultan Dağı’nın eteğine yaslanmış, ve istasyona yaklaşık olarak 4-5  Km mesafede bulunan bir yerleşim yeridir.  Şehirle istasyon arasında işleyen  mutad bir vasıta  yoktur. Yük ve insan taşımacılığında fayton arabaları ve at arabaları kullanılmaktadır. Akşehir, at arabası imalatında da önemli bir merkez olup civardaki şehirlere, köy ve kasabalara da satılmaktadır. Şehirle istasyon arasındaki yol, ıssız ve gece de karanlıktır. Bunun için  gece saatlerinde  istasyona gelen trenden inen yolculardan bazıları istasyon içinde sabahı beklemekte ve ertesi günü gideceği yere gitmektedir.

 

 

            Bu genel girişten sonra şimdi de  Akşehir’in genel nüfus yapısına bir göz atalım.

 

 

             Hicri 1322 (M. 1904) tarihli salname kayıtlarına göre Akşehir kazasının genel nüfusu  58.361’dir. Bunlardan 2080’i Rum, 3174’ü Ermenidir[1]. Akşehir’in merkez ve merkeze bağlı köylerindeki nüfus ise 26 Bin civarındadır.

 

 

Rakamlardan anlaşılacağı üzere  Akşehir, Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte yaşadıkları bir şehirdir. Hıristiyan ahalinin büyük çoğunluğu merkez ve civardaki yakın köylerde yaşamaktadır. Uzak köylerde gayrimüslim halk bulunmamaktadır.

 

 

 Akşehir’in geçim kaynakları içinde iki sektör öne çıkmaktadır ki, bunlardan birincisi balıkçılık, diğeri de odunculuktur. Odun toplayıp getirerek satma işi Akşehir’in önemli bir istihdam alanıdır. Ayrıca istasyona odun taşımak da Akşehir’de önemli bir iş sahasıdır.

 

 

           

 

 

Mondros ateşkes antlaşmasından sonra Akşehir:

 

 

Bilindiği gibi 30 Ekim 1918 tarihli Mondros ateşkes antlaşmasının 5. Maddesine göre  tekmil Osmanlı ordusu terhis edilecekti. Yalnızca güvenlik görevlisi olmak üzere  yani jandarma görevinde bir miktar asker kalacaktı. Bu madde, 1918 yılı Kasım ayı  başlarından itibaren uygulanmaya ve askerler terhis edilmeye başlandı.  Merkezi önce Suriye’de olan ve daha sonra Adana’ya nakledilmiş olan Yıldırım Orduları Grubu kumandanlığına bağlı askerler Adana’dan trenle memleketlerine sevk edildiler. İşte bu askerlerden Konya (Batı bölgesi), Akşehir, Afyonkarahisar, İsparta ve Burdur  yöresinden olanların hemen büyük kısmı Akşehir istasyonuna gelmişlerdir. 1918  yılı  Kasım ayı başlarından itibaren yaklaşık 2 ay boyunca  Akşehir istasyonu, binlerce terhis olmuş askerin  memleketine  dönerken uğradığı yerler arasında bulunmaktadır. Sadece terhis olmuş askerin değil, şehit ve gazi askerlerin de  geldiği önemli bir istasyon olan Akşehir, 4 yıl süren I. Dünya savaşı boyunca da  sürekli olarak cephelere asker sevk edilen ve cephelerden  memleketlerine gönderilen yaralı askerlerin geldiği bir istasyon olmuştur. Tren hattı üzerinde kurulmuş olan “Mecruhin Çayhanelerinin en faal olanı Akşehir ve Ilgın çayhaneleridir. Bu çayhanelerde cephelerden gelen yaralı askerler belli bir süre, yani biraz iyileşerek, ya memleketlerine ya da tekrar cepheye gidebilecek hale gelinceye kadar bakılmaktadır. Akşehir Mecruhîn çayhanesinde  yüzlerce Akşehirli kadın, 24 saat boyunca  nöbetleşe olarak  gönüllü hemşirelik ve hastabakıcılığı yapmaktadırlar. Akşehir halkı da  bu hastaların  bakım  ve tedavileri için gerekli her türlü maddî  manevî  yardımları yapmakta, yiyeceğini, içeceğini ve yakacağını  gazi ve yaralı askerlerle paylaşmaktadır.

 

 

            Akşehir istasyonunun diğer müdavimleri de  cephelerden gelecek  evlatlarını bekleyen Akşehirlilerdir. Kadın-erkek yüzlerce Akşehirli  trenin geleceği günlerde, tren bazı zamanlarda her gün gelirken bazı zamanlarda iki günde bir geliyor,  istasyonun etrafında toplanarak  bekleşiyorlar. O zaman istasyon civarında yerleşim yok, metruk bahçeler    ve  tren yolu inşaatı zamanında belki de şantiye olarak kullanılmış ve sonra terk edilmiş yıkıntılar var. Cephelerden gelecek asker evlatlarını bekleyen halk bu yıkıntılarda ve ağaçlar arasında  bazen saatlerce bekliyorlar.  Trenin istasyona girdiği  andaki manzara tasavvuru imkansız bir tablodur. Vagonların etrafı Akşehirli ve civardan gelen insanlar tarafından kuşatılıyor, inen askerler buruk sevinçlerle  ailelerinden kimse var mı yok mu diye etrafa bakarken  onun etrafını saran insanlar da  kendi yakınlarından haberler soruyorlar. Çok sık görülen manzaralardan birisi de şöyle: Kalabalıkların içinden   bazen de başka iki askerin omzunda   yaralı askerlerin de indiği görülüyor. Ağıtlar, feryadlar, sevinç çığlıkları…birbirine karışıyor. İşte 1918 yılı sonlarında Akşehir’in manzarası.

 

 

            İstiklâl Savaşı Başlarında Akşehir   

 

 

            Mütareke döneminin ilk aylarını böyle geçiren Akşehir, 1920 yılı ortalarından itibaren tekrar  asker sevkiyatının merkezi durumuna gelir. Savaş sonuna kadar da bu böyle sürer gider. Akşehir istasyonu 10 yıl süren (1912-1922) Türk’ün ölüm-kalım mücadelesinde  çok önemli bir nakil merkezi  olarak tarihe geçmiştir. Akşehir halkı da bu mücadele yıllarının  cephe gerisindeki kahramanlarıdır.

 

 

            Akşehir Gölü ve Önemi

 

 

Akşehir gölü 70 Km kare büyüklüğündedir[2].  Balık avcılığı göl civarında 10 kadar köyün en önemli geçim kaynağıdır. Gölde kaliteli sazan balığı yanında Şubat ayında  yılan balığı, Mart ayında da diğer çeşit balıklar avlanmaktadır[3]. Salname kayıtlarında Akşehir gölünün  Akşehir  ve civarında yaşayan halk için son derece önemli bir geçim kaynağı olduğu yazılmaktadır.

 

 

            Bizim Osmanlı arşivlerinden bulduğumuz bir belgede de Akşehir gölünün yöre halkı için ne kadar önemli olduğu anlatılırken, bu gölün devlet hazinesi için de ne kadar önemli olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca Akşehir gölünün devletin borçlarının ödenmesinde de ayrı bir önemi olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi 1881 yılında Osmanlı devletinin  yabancı banka ve bankerlere  olan borcunun ödenebilmesi için yeni bir “Ödeme Planı”  ve yeni bir “Ödeme Takvimi”  hazırlanmıştı. “Duyun-ı Umumiye”  olarak bilinen bu Genel Borçların ödenebilmesi için alacaklı banka ve devletlerle  anlaşma yapılmıştı. İşte bu anlaşma gereği Akşehir gölündeki balıkların avlanması da Düyun-ı umumiye idaresine verilmişti.  1912 tarihinde  Mustafa bey adında bir memur Düyun-ı umumiye komiseri olarak görevlendirilmişti. Elimizdeki belge o tarihe aittir ve konusu da  Akşehir gölü balıklarının avlanmasıyla ilgili bir şikayet üzerinedir.

 

 

            Akşehir gölünden avlanan   balıklarının  %20’si doğrudan düyun-ı umumiye idaresine verilmiştir. Bu konuyla ilgili bir nizamname hazırlanmıştır.Belgede şöyle denilmektedir:

 

 

…Alınan mazbata-i cevabiyede nizamnamenin  19. Maddesi mucibince devletin mezkur gölde şimdiye kadar mültezime ihale edegeldiği hukuk-ı hasılat-ı saydiyenin ( Avlanmadan elde edilen hasılatın hakkı) %20 rüsumu olup emaneten idaresi halinde de aynı hak ve rüsum talep edilmesi lazım gelirken düyun-ı umumiyenin ber mucib-i nizam-ı muayyen olan (Belirlenen  nizamname gereği olarak)rüsuma kanaat etmeyerek ve avcıların ba-ruhsat (Ruhsat ile) icra-yı sayda (avlanmaya) serbestçe mezun ve selahiyattar  olduklarını nazar-ı itibara almayarak sayd edecekleri balıkları kontrata rapt içün tayin ve aksi halde icra-yı sayddan hemen men edilmek ve bu suretle gölden çıkarılan balıkların umumu taht-ı inhisara alınmakta olduğu bildirilmiş olmakla cereyan-ı muameleye  nazaran bu bapta ol vecih muamelenin emir ve iş’arına müsaade buyurulması ifadesiyle arz olunur…”[4]. Konya Valisi vekili Mirliva (Mühür)

 

 

Buradan anlaşılan şudur: Devletin dış borçları öyle bir meblağa erişmiştir ki,  ödenmesi adeta bütün vatandaşların  nafakalarından kesilmek suretiyle yapılacaktır. Akşehir gölü bu civardaki – zaman için- 10 kadar köyün geçim kaynağıdır. O günkü ifadeyle “Temin-i maişet”  ettikleri kaynaktır. Fakat dış borçlar sebebiyle bu gölde balık avlanılması hazırlanan bir nizamname ile  %20’si doğrudan düyun-ı umumiye idaresine ait olacak şekilde tahsisi edilmiş kalanlarının da avlanılması izne tabi kılınmıştır. Ruhsatını da  yine düyun-ı umumiye idaresi vermektedir.  Bazı zamanlarda da  bu %20 ile yetinmeyerek daha fazlasını istemektedirler.  Bunu da bir ibret alınacak durum olarak değerlendiriyoruz.

 

 

Sonuç

 

 

Gerek I. Dünya Savaşı yıllarında ve gerekse savaş sonrası mütareke yıllarında Akşehir, jeo-stratejik konumu, insan kaynağı ve ekonomik gücü ve hem de  demiryolu hattı üzerinde bulunması sebebiyle  oldukça önemli bir misyonu üstlenmiş bulunmaktadır. Asker sevkiyatında sahip olduğu önemin yanında,  sayıları yaklaşık 5000’i bulan gayrimüslim ahalinin burada yaşıyor olmasıyla da özellikle mütareke yıllarında  çok zor bir dönem geçirmiştir. İstiklâl savaşı başladığında Batı cephesi karargâhının buraya taşınması her bakımdan büyük önem taşımaktadır. Şurası açık bir gerçektir ki, İstiklâl savaşının 1922 yılı Eylül ayında zaferle sonuçlanarak  milletimizin  kaybetmekte olduğu istiklâlini yeniden kazanmış olmasında,  cephe karargâhı olarak Akşehir’in seçilmesindeki isabetin yanında Akşehir ve yöresi halkının  Mustafa Kemal’e, arkadaşları Fevzi ve İsmet Paşalara  ve dolayısıyla da  Türk istiklâline bütün varlığıyla inanmış ve onun yanında yer almış olması  çok önemlidir. Akşehir ve yöresi halkı  Türk Milleti’nin istiklâlini yeniden kazanmasında   üstlendikleri bu önemli görevle ve onun gururu ile ne kadar övünseler  azdır.     

 

 



* S.Ü.Eğitim Fak. Öğr. Üyesi-KONYA

[1]Konya Vilayet salnamesi (H.1322), s. 94

[2] A.g.e.s. 126

[3] A.g.e.s.127

[4] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), DH-İD, 36/11

 

 

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695131
Bugün :   83
Aktif :   83

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com