EĞİTİMİN EN ÖNEMLİ İŞLEVİ : MAKBUL VATANDAŞ YETİŞTİRMEK
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

EĞİTİMİN  EN ÖNEMLİ  İŞLEVİ : MAKBUL VATANDAŞ YETİŞTİRMEK

                                                                                              Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

             Eğitimin en genel tanımı şu şekildedir: Bireylerin istendik davranışlar  ve tutumlar kazanması için  yapılan faaliyetler bütünüdür. Bu faaliyetler, bireysel, kurumsal ve devlet bazında ele alınabilir ve ona göre tanımın kapsamı genişletilip daraltılabilir. Bir insan çocuklarının  anne, baba ve diğer aile bireylerine karşı nasıl davranması gerektiği konusunda bir norm belirler ve çocuklarını o yönde eğiterek onların “istendik davranışlar ve tutumlar”  sergilemelerini sağlayabilir. Aynı şekilde bir kurum da - bir firma, şirket vb.- çalışanlarını  ihtiyaç duyduğu istikamette eğiterek onların belirlenen alanlarda “istendik davranışlar” göstermelerini sağlayabilir. Ülkemizde bu yöndeki eğitimlere “Hizmetiçi Eğitim”  diyoruz. Hemen her kurum  çalışanlarına bu tür eğitim aldırmakta ve böylece verimliliğini artırmaya çalışmaktadırlar. Devlet de, tıpkı bir birey ya da bir kurum gibi,  vatandaşlarını eğiterek onların “istendik davranışlar”  göstermelerini sağlar. Hatta belirli bir süre, yani vatandaşlar ergenlik yaşına gelinceye ve kendileri ile ilgili kararları kendileri verebilecek erginliğe erişinceye kadar,  bu eğitimi zorunlu olarak  verir.  Bizim ülkemizde bu eğitim 6 yaşında başlar, 8 sene sürer ve 14 yaşında tamamlanır. Bu eğitimin 4 yaşında başladığı ve 16 yaşına kadar sürdüğü ülkeler de vardır. Buna  zorunlu eğitim denir. Zorunlu eğitim bir genel eğitim olup, müfredat ve içeriği bütünüyle devletin  “Makbul Vatandaş”  yetiştirmesi amacına yöneliktir.  Sloganı da “İyi İnsan İyi Vatandaş”tır.  Yani “iyi insan”  demek aynı zamanda “iyi vatandaş” demektir. Şimdi asıl konuya  ( problematiğe) geliyoruz. “İyi İnsan” ya da “İyi vatandaş”  kimdir?  Sorunun cevabını sokakta karşılaştığımız  insanlardan almak istesek, muhakkak çok farklı cevaplarla yani farklı “İyi İnsan” tanımlarıyla karşılaşabiliriz. İnsanlar kendi önceliklerine göre iyi insan tanımları yapabilirler. Bazıları dinî duygu ve davranışlarla, bazıları çalışkanlık ve dürüstlük ölçüleriyle, bazıları  insanların dış görünüşleri ile (zahirî),  bazıları da niyet ve iç dünyaları çerçevesinde (derunî) tanımlar yapabilirler.  Halk arasında “sen onun dış görünüşüne bakma, onun tertemiz bir kalbi var…” gibi ifadeler yanında  “…ben onun kalbini bilemem, onun  dış görünüşüne bakarım…”  türünden ifadeleri de sıkça duyarız.  Peki, devlet açısından iyi insan ya da iyi vatandaş  (Makbul vatandaş) nasıldır? Sorunun cevabı için  yakın tarihe uzanmak, İstiklâl savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gitmek gerekir. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması  büyük fedakarlıklar ve büyük mücadeleler sonunda gerçekleşmiştir. Bu mücadeleyi durdurmak ve başarısız kılmak için  başta padişah-halife Vahdettin ve Şeyhülislam Dürrizade Abdulah olmak üzere pek çok Osmanlı devleti yetkilisi işgalci düşmanla işbirliği içine girmiş, pek çok kötülüğü birlikte işlemişlerdi. Buna rağmen Mustafa Kemal’in öncülüğünde Türk Milleti   zafere ulaşınca  yeni bir devlet ve yeni  idare ile tekrar tarih sahnesine çıktı. Yeni devletin ilkeleri eski devletin (Osmanlı devleti) zaaflarının ortadan kaldırılması üzerine kuruldu. Yani Osmanlı devletinin  yıkılmasında etkili olan bütün faktörler ya tamamıyla ortadan kaldırılacak ya da ıslah edilerek çağın gereklerine uydurulacaktır. Cumhuriyet sonrası yapılan bütün reform ya da yeniliklerin temelinde bu arzu vardır. İşte bu noktada  “Makbul vatandaş”  arayışı da bulunmaktadır. Cumhuriyetin vatandaşı artık Osmanlı’nın teb’ası değildir ve olmayacaktır. Cumhuriyetle birlikte insanlarımız da irtifa(yükseklik) kazanmış ve teb’a olmaktan çıkarak “vatandaş” seviyesine yükselmiştir.  İşte vatandaşla teb’ayı bir birinden ayıran özellik burada başlamaktadır. Eğer bireyler, akıl ve ilmin rehberliğinde  hayatlarını düzenleyecek, dogmatik fikir ve düşüncelerin ya da onlara dayalı yorumların gözü kapalı bağlıları olmayacak yani gerçekten aydın ve hür fikirli    olacaksa,  işte o zaman  devletimiz  çağdaş bir devlet olur ve  cumhuriyetin hedeflerine erişmek mümkün olur. Zira o vatandaş artık  (Teb’a) değildir ve işgalci Avrupa’nın sömürgeleştirdiği Güney Asya, Kuzey Avrupa veya Ortadoğu halklarına reva görülen muameleye tâbi tutulamaz. Cumhuriyetin vatandaşı, aklını kullanan, ilmi kendisine rehber edinen, soran ve sorgulayan, kadın ve erkek  eşit haklara sahip olan,  modern hukuk kuralları içinde  toplumsal hayatın her alanında  yer alan bireyler olacaktır. Dogmalardan uzak, modern ve çağdaş değerleri  öz ve millî  değerleriyle kaynaştıran vatandaşlar Türkiye Cumhuriyetini, çağdaş medeniyet  seviyesine taşıyacaklardır.  Vatandaşlara bu ruh nasıl aşılanacaktır? İşte burada görev eğitimcilere düşüyor. Daha doğrusu eğitimin ana işlevi karşımıza çıkıyor: Makbul vatandaş yetiştirmek.

 

 

 

 

 

            Cumhuriyetten itibaren  Türk Eğitim Sistemi genel politika olarak “Cumhuriyet için Makbul vatandaş yetiştirmek”  işlevini üstlenmiştir.  O halde “Makbul vatandaş” nasıl olmalıdır? Ya da makbul vatandaşın vasıfları nelerdir?

 

 

 

Millî Eğitim sistemimiz içinde makbul vatandaşın nasıl olacağı ve nasıl yetiştirileceği İstiklâl savaşı devam ederken dahi Mustafa Kemal’in zihnini meşgul etmiş bir konudur. Sakarya Savaşı öncesinde, yani Eskişehir-Kütahya savaşları devam ederken, Temmuz 1921’de Ankara’da Mustafa Kemal’in emriyle toplanan Maarif Kongresi kesilmeksizin devam etmiştir. Sonraki, yıllarda da eğitim sistemimizin  çağdaşlaşması,  planlanması, düzenlenmesi vb. işler cumhuriyeti kuranların en önemli mesaisi haline gelmiştir.

 

 

 

Bu gün yürürlükte olan mevzuatın temeli,   Haziran 1973 tarihinde kabul edilen  1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunudur. 16.6.1983 tarihinde bazı değişiklikler yapılan bu kanunun konumuzla ilgili hükümlerine bir göz atalım:

Türk Milli Eğitiminin Amaçları

 

 

 

I – Genel amaçlar:

 

 

 

Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı,Türk Milletinin bütün fertlerini,

 

 

 

1.  Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

 

 

 

2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;

 

 

 

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

 

 

 

Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

 

 

 

 

 

 

VII – Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği:

 

 

 

Madde 10 .

 

 

 

Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.

 

 

 

Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.

 

 

 

VIII – Demokrasi eğitimi:

 

 

 

Madde 11 .

 

 

 

Güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplum düzeninin gerçekleşmesi ve devamı için yurttaşların sahip olmaları gereken demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayış ve davranışlarla sorumluluk duygusunun ve manevi değerlere saygının, her türlü eğitim çalışmalarında öğrencilere kazandırılıp geliştirilmesine çalışılır; ancak, eğitim kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.

 

 

 

IX – Laiklik :

 

 

 

Madde 12 .

 

 

 

Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.

 

 

 

Cumhuriyetin makbul vatandaşı, her şeyden evvel, Atatürkçü ve onun ilke ve inkılâplarına  yürekten bağlı bireyler olacaktır. Bütünüyle İstiklâl savaşının ruhunu iyi kavramışolacaktır. Buna bağlı olarak bu uyanık vatandaşı,ne  din adına, ne  milliyet adına ve ne  de çağdaşlaşma adına hiçbir güç emperyalizmin ağına düşüremeyecek ve onu aldatamayacaktır. Cumhuriyetin makbul vatandaşı, Atatürk’ü anlamış, onun fikir, düşünce ve hedeflerini  kavramış, akıl ve ilmi rehber edinen, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireyler olacaktır.  Cumhuriyetin vatandaşı,  kendi öz değerleri olan Türklük ve İslamiyeti, çağın evrensel değerleri  ile mecz edecek (karıştırıp kaynaştıracak), bu değerleri, öz kaynaklarından öğrenecek ve öğretecektir.

 

 

 

Sonuç: Türkiye Cumhuriyeti, Millî Eğitim Temel kanununda belirtilen amaçlar doğrultusunda  hür fikirli yurttaşlar yetiştirmek için Türk çocuklarını 14 yaşına kadar zorunlu eğitime tâbi tutarak her türlü toplum ve aile baskılarından  ve yanlış yönlendirmelerden korumayı en temel ödev saymıştır. Temel eğitimi alarak kişiliğini geliştirmiş olan Türk çocuğu, Türk tarihinden, Türk dilinden,  ve  hurafelerden arınmış şekliyle öğrendiği İslam dininden beslenen millî  kültür değerlerini   evrensel medeniyet değerleri ile kaynaştırarak Türk Milletini dünya milletler ailesinin yüksek  karakterli ve onurlu  bir üyesi yapmak için kendisini, vatanına, milletine ve devletine  adayacaktır. İşte cumhuriyetimizin arzu ettiği makbul vatandaş budur. Bu hedefe erişmede Türk çocuklarına  yol gösteren  ulu önder Mustafa Kemal, “Ey Türk Gençliği”  diye başlayan   meşhur nutkunda, sadece yaşadığı dönemde değil,  gelecekte de Türk milletinin nasıl tehdit ve tehlikelerle  karşılaşacağını haber vermiş ve o tehditleri ortadan kaldırmak için neler yapması gerektiğini de bildirmiştir.  Bu hitabe okullarımızda dersliklerde bulunması zorunlu  3 tablodan birisidir.  Diğer ikisi de İstiklâl Marşı ve Atatürk posteridir.

 

 

 

Eğitim kurumlarımızı ve eğitim sistemimizi bu temel amacından  kısmen dahi olsa saptırmaya çalışmak ve Türk gençliğini Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolundan  ve yönünden ayırmayı düşünmek, kelimenin tam anlamıyla, bir ihanettir. Atatürkçü Türk gençliği hainleri her yerde ve hangi kılığa girmiş olurlarsa olsunlar, tanır ve onların oyunlarını bozmasını bilir.   

 

 

 

           

 

 

 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695165
Bugün :   117
Aktif :   117

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com