CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ ÜZERİNE
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ ÜZERİNE

 

Prof. Dr. Durmuş Yılmaz

 

                Türkiye, 2007 yılını, yıllardan beri çözülemeyen Terör, ve  İşsizlik gibi müzminleşen sorunlarının yanında  Cumhurbaşkanı seçimi ve Genel seçim  tartışmalarıyla geçirdi. Her ne kadar yıl henüz tamamlanmamış olsa da geriye kalan günlerimizin de aynı şekilde geçeceği ortadadır. 3 Kasım 2003 Genel seçimleri ile tek başına iktidara gelen AKP, Kasım 2007’de yapılması gereken  Genel seçimleri, 4 yıllık söylemlerine rağmen, süreyi tamamlayamamış ve   erkene almak zorunda kalmıştır. 22 Temmuz seçimleri ile de iktidarını yinelemiştir. İşte bu gelişmede tetikleyici  faktör  cumhurbaşkanı seçimi olmuştur. 16 Mayıs 2007 tarihinde  seçilmesi  gereken 11.Cumhurbaşkanı,  TBMM’de 367 üyenin (2/3) hazır bulunmaması sebebiyle seçilememiştir.  Bu durum karşısında, Meclis’de büyük bir çoğunluğa sahip olan AKP  adeta paniklemiş ve alel acele kararlar almaya başlamıştır. Bunlardan birincisi erken genel seçim yapmak, ikincisi de Anayasayı değiştirerek cumhurbaşkanını halka seçtirmek şeklindeki Anayasa değişikliği olmuştur. O günkü konuşmaları hatırlayacak olursak, Başbakan Erdoğan’ın şu cümleyi çok sık tekrar ettiğini görürüz. “Halkın önüne 2 sandık koyacağız…Birisi genel Seçim, 2. si de Cumhurbaşkanı seçimi…” AKP’nin planı ilk olarak Anayasa değişikliğinin  halk oyuna sunulması, yani referandum kararı ile bozuldu. Zira referandum takvimini hükümet değil, YSK  yapacaktı. Bu konuda da açık bir anayasa hükmü vardı ki, o da referandumun alınan karardan 120 gün sonra ancak yapılabilmesi idi.  Hal böyle olunca  Genel seçim sırasında halkın önüne 2 sandık koymak mümkün olmadı. AKP, Genel seçimlerde yine çoğunluğun oyunu alarak iktidarını yineledi. Bunun üzerine  Mayıs ayında yarım kalan işi yani cumhurbaşkanı seçimini tamamlamak işine girişti ve MHP’nin desteği ile 367 engelini aşarak Sayın Abdullah Gül’ü 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya oturttu. Fakat işleyen hukukta bir nokta gözden kaçmıştı. Referandum takvimi işliyordu ve  bunun sonunda da 11. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi öngörülüyordu. Başbakan önce bu kısmı yani, ilgili yasanın 18. ve 19.  Maddesini ciddiye almadı ve  “…bu bizi bağlamaz…12. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir…”  gibi hukukî temeli olmayan açıklamalar yaptı. Fakat hukukçular kendisini uyardı ve 18 ve 19.  Maddelerin kaldırılması yönünde ikna ettiler. Bu çalışma da yapıldı ve referandum metni değiştirildi.  Fakat ortaya tuhaf bir durum çıkmıştı. Referandum için oy verme süreci başlamış ve gümrüklerde oy kullanma işi devam ediyordu. Böylece halkın oyuna sunulmuş iki metin ortaya çıkmış oldu ki, bakalım YSK  bu sorunu nasıl çözecek?

                Şimdi biz gelelim meselenin başka bir boyutuna. 22 Temmuz 2007 seçimlerini kazanan AKP, hemen bir Anayasa hazırlığına başladı. Oldukça da iddialı bir çalışma başlattı. Bu çalışmaya Anayasa’nın bazı maddelerini değiştirmek  gibi ılımlı bir tanım yerine “ Yeni bir Anayasa yapmak…”  gibi iddialı ve hatta ürkütücü bir  tavırla girişti. Birden bire kamuoyu  kendisini derin bir tartışmanın içinde buldu. Fakat bizim bu gün asıl değinmek istediğimiz husus, bu sözde yeni anayasada  cumhurbaşkanının var olan icra yetkileri azaltılacak ve cumhurbaşkanlığı neredeyse bir “Temsil Makamı” haline dönüştürülecek.  Anayasa çalışmalarına katılan akademik  ve siyasal kişiler koro halinde bunu tekrar ediyorlar.  İşte  tam burada sormak gerekir:   Mademki, cumurbaşanının yetkileri azaltılacak ve sembolik bir hale gelecek, o zaman halkın seçmesinin anlamı nedir? Hatta şunu da düşünmek gerekir: Seçim kampanyasında cumhurbaşkanı adayları halka ne vaat edecek? Zaten sembolik olan bir görevde şu veya bu kişinin bulunmasının halkı  ne kadar ilgilendireceği düşünülmez mi?  AKP   yönetimi bu noktayı izah etmelidir. Eğer burada tatminkâr bir açıklama olmazsa kamuoyunun  “AKP’nin gizli gündemi”  yolundaki endişeleri artarak devam eder. Tedirginlik artar ve giderek de hırçınlığa dönüşür.   AKP  yöneticileri kimseyi “Niyet Okuyuculukla “  suçlamasınlar.  Kaldı ki,  Niyetleri okumak yanlış bir yaklaşım da değildir.  Mecelle’de bir hüküm vardır : Maksad ne ise hüküm ona göredir.  Biz de eyleme ya da söyleme değil, maksada bakarız. Bu konuya başka bir yazıda devam edeceğiz.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695088
Bugün :   40
Aktif :   40

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com