KIBRIS`DA ÇÖZÜME NERDEN BAŞLAMALI?
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE NEREDEN BAŞLAMALI ?

Doç. Dr. Durmuş Yılmaz


    Kıbrıs konusu Türkiye ve dünyanın, özellikle de ABD ve AB'nin gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Önümüzdeki aylarda ve hatta yıllarda da devam edeceğini söylersek bu yanlış olmayacaktır. Zira konunun henüz adı konulmamıştır. Yani "Kıbrıs Sorunu" denilen konunun neresi sorundur, neresi değildir, bu henüz net olarak belli değildir. Diğer taraftan çözüm için de herkesin ve her tarafın beklentisi çok farklıdır. "Kıbrıs Sorunun Çözümü" denilince Rumların anladığı da; Türklerin anladığı da, Yunanistan'ın anladığı da Türkiye'nin anladığı da bir birlerinden çok farklıdır. Üçüncü taraf ülkelerin anladığı ise hepsinden farklıdır. Böyle bir durumda acaba bu sorun nasıl çözülecektir?
    Önce meseleye kuş bakışı bakıldığında nasıl görüldüğüne bir bakalım:
1.Kıbrıs adasında yaşamakta olan 220 Bin Türk ve 650 Bin Rum halkın önemli bir bölümü ( % 60 civarında) bir birlerine güvenmemektedirler. Bu tespit 2004 Haziran ayında bizim 4 günlük Kıbrıs gezimizde ve yaptığımız araştırmada ulaştığımız sonuçtur. Aksini söyleyenlerle tartışmaya hazırız.
2.Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda Kıbrıs Türkleri de kendi aralarında fikir birliğine sahip değildirler. Kıbrıs Türkleri çözüm konusunda 3' e ayrılmış durumdadırlar:
a) Barış Harekatı sonrasında Kıbrıs'a yerleşen Türkler, tam bağımsızlık yanlısıdırlar,
b)Yerli Kıbrıs Türklerinden bir kesimi, bu günkü ayrılmış statünün devam etmesini , fakat, izolasyonun (Tecrit) kaldırılmasını istemektedirler.
c)Bir kısın Kıbrıs Türkü de Kıbrıs'ın 1960 statüsüne tekrar dönmesini istemektedirler.
Bu grubu oluşturanlar, daha çok İngiltere yanlısı, oralarda okumuş, çifte vatandaşlığı olan kesimdir. Bunlar en küçük gruptur..
2.Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu günkü KKTC yönetimine karşı derin güvensizlik içindedir. Fakat Türkiye'ye güvensizliği çok daha yüksek seviyede olup sıfır noktasına yakındır.
3.Güney Kıbrıs Yönetimi, sorunların çözümü konusunda o kadar katı ve uyuşmaz bir tavır içindedir ki, çözüm konusunda ne BM'ye, ne AB'ye ne de ABD'ye güvenmektedir.
4. Çözüm konusunda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan arasında da ciddi sayılabilecek anlaşmazlık mevcuttur.
   Bu değerlendirmeden sonra şimdi gelelim çözüm çabalarına:
   Bilindiği gibi, Türkiye Barış Harekatı'nın hemen arkasından Kıbrıs'ta Federal bir yapı isteğini "Millî Kıbrıs Politikası" haline getirmiş,. Sayın Denktaş da yıllarca bunu Türkiye ve Kıbrıs Türkü adına savunmuştur. 1975 yılında Rum yönetimi ile "Nüfus Mübadelesi" anlaşması yapmıştır. Türkiye'den bir grup göçmenin Kıbrıs'a iskan edilmesi de bu anlaşmaya uygundur. Zira Güney Kıbrıs'da Türklerin terk ettiği gayrımenkuller Rumların elinde kalmıştır. Kuzey bölgesinde Rumların boşalttığı yerler de Türk nüfusun azlığı sebebiyle boş kalmıştır. Bunun için Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a nüfus nakledilmiştir.
17 Ocak 1977 Denktaş - Makarios ve 19 Mayıs 1979 Denktaş- Kipriyanu zirve toplantılarında Kıbrıs adsındaki fiilî durum, yani bölünmüş Kıbrıs esasen kabul edilmişti. Bütün çabalar, iki Kıbrıs'ı Birleşik bir Federal devlet halinde yeniden toparlayabilmekti. Rauf Denktaş, Türkiye'nin görüşleri doğrultusunda bu hedefi gerçekleştirmek için çok çabaladı. Fakat her seferinde Rumların uzlaşmaz tavrı ile karşılaştı. Bahsettiğimiz her iki zirve toplantıları da Lefkoşe ara bölgede BM gözetiminde gerçekleştirilmiştir. Fakat istenen sonuç bir türlü alınamamıştır.
Biz bu yazımızda, Barış Harekatından bu yana 32 yıl geçmiştir. Harekatı gerçekleştiren 37. Cumhuriyet Hükümeti başta olmak üzere istisnasız bütün siyasal iktidarların kuvvetli çözüm istek ve arzularına rağmen Kıbrıs Sorunu'nun neden çözülemediği konusunda temel düşüncelerimizi belirtmek istiyoruz.
    "Kıbrıs Sorununun Çözümü" için önce olayın başlangıcına bakmak yani sorunun nereden çıktığına bakmak gerekir. Başlangıç, iddia edildiği gibi, 20 Temmuz 1974 Türk ordusunun gerçekleştirdiği "Kıbrıs Barış Harekâtı" değil, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs'ta Nicos Sampson'un yaptığı hükümet darbesidir. Türkiye bu olay üzerine Kı9brıs'a askerî çıkarma harekatı yapmıştır. Peki bu harekatın sebebi nedir? Her halde durup dururken Türkiye Ada'ya çıkmaya karar vermemiştir. Harekatın sebebi, şimdilerde kimsenin hatırlamadığı, hatırlayanların da telaffuz etmediği bu darbe olayıdır. 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistanla birlikte hareket eden- o yıllarda Yunanistan'da askeri cunta yönetimde bulunuyordu- EOKA-B örgütü elebaşısı Nicos Sampson Kıbrıs'ta hükümet darbesi yaparak Makarios idaresini devirmiş ve kendisi cumhurbaşkanlığı makamını işgal etmişti. Makarios ise Magosa yakınlarındaki İngiliz Dikelya üssüne sığınarak ancak hayatını kurtarabilmişti. Yönetimi ele geçiren Sampson, Kıbrıs anayasasına göre oluşmuş bulunan yönetimi lağvetmiş, Kıbrıs'ın bir Yunan Adası olduğunu, Türklerin de azınlık olarak bulunacaklarını ilan etmişti. İlave olarak Türkiye'ye tehditler de savurmuş ve "Eğer Türkiye Kıbrıs Türklerini kurtarmak gibi bir düşünceyle Kıbrıs'a çıkmaya kalkarsa burada kurtaracak bir tek Türk bulamayacaktır." şeklinde ifadeler kullanmıştı. İşte, Kıbrıs sorununun başlangıcı bu olaydır. Bunun üzerine Türkiye 1959 Londra ve Zürih antlaşmalarına göre garantör devletler olan Yunanistan ve İngiltere'ye müracaat ederek duruma birlikte müdahale etmeyi teklif etmiştir. Başbakan düzeyinde yapılan görüşmelerde ne Yunanistan'dan ne de İngiltere'den gereken yardımı ve ilgiyi göremeyen Türkiye, 20 Temmuz 1974 tarihinde Ada'ya müdahale etme kararı almış ve askerî operasyona başlamıştır. Bu hak, Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanmaktadır. Adı geçen antlaşmanın Birinci Kısım'ının 4. Maddesi aynen şöyledir:

Madde IV: Bu antlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler veya tedbirler hakkında bir birleriyle istişare etmeyi taahhüt ederler.
    Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde garanti veren 3 devletten her biri bu antlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını muhafaza eder.

    Bir kere daha tekrar etmekte fayda vardır: Olayın başlangıcı unutularak veya unutturularak Kıbrıs Sorununa her hangi bir çözüm bulunamaz. Şimdi bunu izaha çalışalım.
Barış Harekatı bahsettiğimiz antlaşma hükümlerine uygun olarak gerçekleşince, başta ABD olmak üzere Avrupa Topluluğu ülkeleri Türkiye'nin hakkını teslim etmediler. Yani Kıbrıs'a çıkarma yapan Türkiye'yi suçlamaya başladılar, arkasından da çeşitli ambargolar koyarak antlaşmadan doğan hakkını kullanan Türkiye'yi suçlu ilan ettiler. BM teşkilatı da kendisinin de 1960 yılında onayladığı antlaşmaya uygun olmasına rağmen Türkiye'nin müdahalesini kınadı ve ambargoyu onayladı. Zira BM de Avrupa ve ABD ile birlikte hareket ediyordu. Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan'ı suçlamak yerine Türkiye'yi suçladılar ve halen de o yolda ilerliyorlar. Bu günkü durum da farklı değildir. Kuzey Kıbrıs 30 seneden beri BM'nin ve tek tek de Avrupalı devletlerin ambargosu altındadır. Neden? Çünkü Kıbrıs Türkleri suçludur! Peki Kıbrıs'ta darbe yapıp düzeni bozan Türkler midir? Hayır. O halde neden Türklere ambargo konuyor? Ağustos 1960 tarihinde hazırlanan ve kabul edilen Anayasa'ya göre kurulan ve işlemeye başlayan Kıbrıs devletini esasen 1964 yılından itibaren işlemez hale getiren; Türklerin anayasal haklarını kullanmalarını engelleyen; Türkleri Kıbrıs adası üzerinde baskı altında tutan ve azınlık durumuna düşürenler hep Rumlar olmuştur. Bu duruma yıllarca sabreden Türkler, her şeye rağmen Kıbrıs devletinimn anayasasına bağlılıklarını sürdürmüşlerdir. Fakat 15 Temmuz darbesi Kıbrıs anayasasını da Kıbrıs devletini de ortadan kaldırmıştır. Bu durum karşısında Türkler kendi can güvenliklerini koruyabilmek için çareler aramaya başlamışlardır. İşte Türkiye "Garantör devlet" olmanın sorumluluğu içinde antlaşmalardan doğan hakkını kullanmış ve Kıbrıs adasında bozulan nizamı yeniden kurmak ve sadece Türklerin değil, Rumların da can güvenliğini garantiye almak münhasır maksadıyla Ada'ya çıkarma yapmıştır. Bütün bu oılaylar ortada iken,Kıbrıs Türkünü ve Türkiye'yi hâlâ suçlu ilan ederek meseleye çözüm bulmak mümkün müdür?
   
Kıbrıs sorunun çözümü bu sorulara doğru cevap vermekten geçer. Bu gün BM'nin kararı ile bütün uluslar arası kuruluş ve organizasyonlar KKTC'ye ambargo uygulayıp onu izole ediyorlar. Devletlerini tanımadıkları gibi varlıklarını da tanımıyorlar. Eğer soruna çözüm aranıyorsa, önce AB ve ABD önyargıdan, yani Kıbrıs Türkünü ve Türkiye'yi suçlu görmekten kurtulacak, Kıbrıs olayında gerçek suçlunun 15 Temmuz 1974 yılında darbe yapan Sampson ve onu destekleyen Yunanistan olduğunu kabul edecekler. Bundan sonra BM aldığı bütün kararları gözden geçirecek Kuzey Kıbrıs'a uyguladıkları ambargoyu, her alanda, kaldıracaklar. Eğer gerçek bir çözüm ve barış isteniyorsa, Kıbrıs Türkünün ellerini çözecekler ve onu Rumlarla eşit taraf olarak kabul edecekler ve ettiklerini de resmen ilan edecekler. Bun dan sonrası kolaydır. Gerçekten kolay. Eğer, AB ve ABD'nin "Türkiye'yi suçlu gören" tavrı gerçekten değişirse o zaman çözüm yolu açılmış olur. Görüşmeler, öncelikle Kıbrıs Türkleri ve Rumları arasında başlamalıdır. Bir husus çok önemlidir: Görüşmeler Kıbrıs'ın iki halkı ve iki egemen yönetimi arasında başlamalıdır. Bunun için de "Tarafsız Bölge" ya da "Ara Bölge" saçmalığı bırakılmalı, görüşmeler sırasıyla GKRY ve KKTC merkezlerinde yapılmalıdır. Prosedür tayin edilir, önce Kıbrıs devletleri arasında görüşmeler yapılır. Bu Birinci Barış Çemberini oluşturur. Sonra da Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla genişletilmiş görüşmeler yapılır, bu da İkinci Barış Görüşmeleri çemberini oluşturur. Görüşmelerde AB ve ABD tarafsız davranırlar. BM ise tarafların iradelerine saygılı bir tavır içinde olur ve barış sürecini destekler.

Sonuç: Kıbrıs meselesi yeni baştan ve en baştan ele alınmalıdır. Şu gerçek kabul edilmelidir: Kıbrıs Adası üzerinde birlikte yaşama konusunda ortak değer yüzdesi çok düşük iki halk yaşamaktadır. Bu halkın bir biriyle karışıp kaynaşması ve aralarında güven ortamı yaratılması için gereken zaman tanınmalıdır. Bunun için de BM uyguladığı ambargoyu derhal kaldırmalıdır. . Halkın self-determinasyon hakkına saygı gösterilmelidir. Eğer, Kıbrıs Adası üzerinde tek devlet, yani Federal bir devlet isteniyorsa, bu hak da orada yaşayan insanlara tanınmalıdır. Burada AB'nin tavrı çok önemlidir. Eğer, GKRY, Kıbrıs meselesini AB'nin bie meselesi gibi gösterip, çözümü AB ile birlikte bulma yolunu kullanmaya devam ederse, Kıbrıs sorunu daha yıllarca devam edecek demektir. O zaman Türkler için bir tek çare kalır ki, o da KKTC'yi bağımsız bir devlet olarak güçlendirmek ve yaşayabilir hale getirmektir. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız çözüm yolları işletilmez ve Kıbrıs Türklerine dünyanın ambargo yoluyla baskısı devam ederse, KKTC'de bağımsızlık isteğinin her geçen gün artacağını söylersek bu yanlış olmaz. Kıbrıs Türkü şu anda AB ve ABD tarafından "Aldatılmış bir Halk" olmanın psikolojisi içindedir. ANNAN Planının kabulü için yaptıkları fedakarlıklar boşa gitti, hiçbir işe yaramadı.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695205
Bugün :   157
Aktif :   157

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com