TÜRKİYE GÜNDEMİ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

HAFTALIK TÜRKİYE GÜNDEMİ VE DEĞERLENDİRME

    İçinde bulunduğumuz haftanın Türkiye gündemine 2 sorun düşmüştür. Bunlardan birisi AB İnsan Hakları Mahkemesinin Üniversitelerde uygulanan Kıyafet Yönetmeliği ile ilgili olarak ( bu yönetmelik kız öğrencilerin başlarının açık olacağını emretmektedir) bir öğrencinin açtığı davada, Türkiye'yi haklı bulan kararıdır. İkincisi de Güneydoğu şehirlerimizden Hakkari, Van, Şemdinli ve Yüksekova'daki ayrılıkçı ve bölücü Kürtçü terör olayıdır. Merkezdeki olaylar bunlardır. Merkezin dışında birinci sırada ise, Van Rektörünün davası ve intihar eden üniversite görevlisi bulunmaktadır. Bunların dışında Başbakan'ın Danimarka gezisi ve burada PKK TV'sinin muhabirlerinin de bulunduğu basın toplantısını terk etme olayı vardır.
    Biz bu yazımızda değerlendirmeye sondan başlayacağız :
    Başbakan'ın Danimarka Başbakanı'nı yalnız bırakarak PKK TV'sinin muhabirleri bulunan salona girmeyi ret etmesi çok yerinde bir davranıştır. Kutluyoruz. Fakat yaptığı açıklama - Bunun bedeli ne ise ödemeye hazırız- yanlış kelime ve cümlelerden oluşmaktadır. Doğrusu şöyle olmalıydı: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı PKK Terör Örgütü TV'sinin karşısına çıkartmaya çalışan Danimarka Başbakanı bu davranışının bedelini ödemelidir! Terörü destekleyen ve teröriste kucak açan devletler bunun bedelini ödemeye hazır olmalıdır!... şeklinde bir açıklama yapmalı ve ondan sonra Danimarka'yı protesto ederek terk etmeliydi. Başbakan doğru davranışı gösterdiği halde doğru açıklamayı yapamamıştır. Bedel ödemesi gereken hiçbir zaman Türkiye değildir. Bunu böyle bilmek lazım. Üstelik ortada bir de Belçika'nın benzer tavrı da vardır ki, ona da mesaj olacaktı.
    Van Rektörünün davası ve tutuklu bulunan Genel Sekreter Yardımcısının cezaevinde intiharı hâlâ sis bulutları içinde durmaktadır. Aydınlanmasını bekliyoruz. Davanın sonucu ortaya çıkmadan elbette bir şey söylenemez.
    Şemdinli ve Yüksekova olaylarına gelince, ortada bir provakasyon var mıdır yok mudur, bu da yargı sürecinin sonunda ortaya çıkacaktır. Fakat kitapçıya atılan bombanın medya organlarına yansıyan şekli mantık ölçüsüne vurulduğunda bir çok tutarsızlıklar göstermektedir. Bomba atıldıktan sonra hem bombayı attığı öne sürülen kişinin, hem de kitapçının birkaç saniyelik zaman içinde nasıl sağ salim kurtulmuş olmalarını muhakkak uzamanlar açıklamalıdırlar. Diğer taraftan sanki oraya bomba atılacağı önceden ilan edilmiş gibi binlerce insan kitap evinin bulunduğu pasajın önüne toplanmış ve bomba patlar patlamaz hemen bombacı'yı (!) tanımışlar ve yakalamışlardır. Sonra da bunu bahane ederek PKK lehine gösterilerini sergilemişlerdir. Bu olayda da bir mizansen (kurgu) şekli akıldan uzak tutulmamalıdır. Bu düşüncemizi destekleyen başka görüntüler de vardır. Provakasyon yapacak kişinin, yani kitapçıya bomba atacak kişinin, jandarmaya kayıtlı bir arabayla gelmesi, ruhsat ve kimliklerin arabada bulunması, bagajda uzun namlulu silahların bulunması.vs bunların hepsi kurgu ihtimalini kuvvetlendiren görüntülerdir. Biz böyle düşünüyoruz.
    Şimdi de şu malum mahkeme kararına bakalım:
    Önce Türkiye'yi Avrupa makamlarına şikayet eden o bayanı, hem de dindarlık adına, nefretle kınıyorum. Kendi devletini sömürgeci Avrupa'ya şikayet ederek onlardan medet uman insanların zihniyetini yakın tarihimizdeki olaylardan dolayı çok iyi tanıyoruz.
Diğer taraftan Türkiye'yi haklı bulan, yani suçlu bulup da tazminata mahkum etmeyen AB mahkemesini kınayan Başbakanı, Dışişleri Bakanını, Meclis Başkanını ve yandaşlarını da aynı şekilde kınıyorum. Burada sergiledikleri şu tutarsızlığı okuyucularıma bir kere daha hatırlatmak istiyorum: AB İnsan Hakları Mahkemesi'nin muhatabı Türkiye'dir. Yani davalı taraf Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Mahkeme Türkiye'den savunma istemiştir. Türkiye adına Dışişleri Bakanlığı savunma yapmıştır. Mahkeme de Türkiye'nin savunmasında ileri sürdüğü deliller ışığında kararını vermiştir. Yani bu davayı Türkiye kazanmıştır. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın ve TBMM başkanı ve diğer temsilcilerin üzüntü duyması, başka bir kelime ve ifade kullanmak istemiyorum, en azından çirkin bir siyasettir, popülizmdir. Şu soruyu, bu davanın kişisel olduğunu, sonucunun diğer öğrencileri ve üniversiteyi bağlamayacağını iddia eden Başbakan'a sormak istiyorum: Eğer bu karar başka türlü çıksaydı, yani mahkeme Türkiye'yi suçlu bulsa, davacıyı haklı bulsaydı, o zaman da bu kararın kişisel olduğunu sadece davacıyı ilgilendirdiğini, üniversiteleri bağlamayacağını söyleyecek miydiniz? İşte dürüstlük buradadır. Evet, bu sorunun cevabını bekliyorum.
    Başbakan, içinde bulunduğu siyasal çıkmazın tesiriyle olsa gerektir, öyle açıklamalar yapıyor ki, hayret etmemek elde değil. En son incisi de kıyafet konusunda "mahkemeler değil de ulema karar versin" açıklaması. Şimdi biz bu yanlışın neresini düzeltelim. Madem mahkeme bu işten anlamaz, o zaman neden müracaat ettiniz? Bir de "Ülema" meselesi var ki, buyurun çözün! Tarihçiler çok iyi bilirler, Osmanlı devleti zamanında ulema yeniçerilerle işbirliği yapar ve "Şeriat İsteriz" ya da "Din elden gidiyor" türünden ayaklanma başlatırlar ve sonunda padişahları tahttan indirirler, boğdurarak öldürürlerdi. Zavallı II.Osman Genç Osman)ve III. Selim bu şekilde başlayan bir ayaklanma sonunda hayatlarını kaybetmişlerdi. Bu gelenek sonraki yıllarda da devam etti. Sultan Abdülaziz de aynı nakaratlarla tahtından indirildi ve öldürüldü.. Sultan II. Abdülhamit de Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi'nin fetvasıyla tahttan indirilmişti. Fetva metnini hazırlayan da Elmalılı Hamdi Efendiydi.
Biz bu fetva olaylarını sonraki yıllarda da gördük. Dürrizade Abdullah adında bir şeyhülislam, 11 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı fetvada, Padişah Vahdettin'e karşı gelen ve onun iznini almadan asker toplayarak işgalci düşmana karşı savaşa başlayanları kâfir ve âsi ilan ederek bunların öldürülmelerini emretmekteydi. Vahdettin ise o tarihlerde, bu gün herkesin çok iyi bildiği Sevr antlaşmasının imzalanması hazırlığını yapıyordu.
    Evet, Başbakan'ın "Ulema"yı referans gösteren açıklamaları bize neler hatırlattı.
    İşin daha ilginç yanı ise şu: Başbakan, kıyafet konusunu "Mahkeme heyetleri bilmez, bunu Din ulemasına sorsunlar" dedikten sonra, bu sorunun kendisine sorulduğunu var sayarak hemen cevabını da veriyor: "Evet başörtüsü dinde vardır". "Biz de mürekkep yaladık, biz de bu işi biliriz" diyor . Büyük âlimler her zaman mütevazı oluyorlar(!).
    Türkiye'de temel bir "Din Anlayışı" yanlışlığı var. Bu yanlışlık dinden (İslamiyetten) kaynaklanmıyor. Din adamından (Diyanet İşleri Başkanlığı ve Cami görevlileri) kaynaklanmıyor. Bu yanlışlık "Din böyle diyor" diyen cahil, bilgisiz ve bilgisizliğinden habersiz bir grup siyasetçiden kaynaklanıyor. İşte sorun bu!
    Sonuç: Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Hükümet, Yargı Organları, Genelkurmay Başkanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu ve Üniversiteler. Bunlar Türkiye'nin Yönetim şeması içinde farklı işlevleri olan müesseselerdir. Fakat, hepsinin tartışmasız benimsemesi gereken ilke, Türkiye'nin Laik, Demokratik, Uniter bir Cumhuriyet olduğu ilkesidir. Bu zaten Anayasa hükmüdür. Bunun tartışılmayacağını da değiştirilemeyeceğini de bilmeleri gerekir. Bu bir. İkincisi, bunu böyle bilenlerin bu sistemi daha da güçlendirmek için çalışmaları gerekir.Şimdi düşünelim: Acaba, üniversite öğrencilerinin kıyafet yönetmeliği hazırlanırken bunun nasıl olacağını Din Ulemasına sormak ve onların gösterdikleri istikamette yönetmelik hazırlamak yukarıdaki ilkelerle nasıl bağdaşır? Diğer taraftan, , acaba Din Ulemasına sadece kıyafet konusunda mı danışılacak, yoksa diğer konularda da danışılacak mı? Mesela Bankacılık, Eğitim, Eğitimde kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuması, Sanat, Sanat eserleri, Heykel.vb konularda da danışılacak mı?
    Bu sorularımıza Din ulemasından, ya da onların adına Başbakan'dan bir cevap alabilecek miyiz?

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695624
Bugün :   120
Aktif :   120

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com