ABD`YE HAYIR DİYEBİLMEK
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

ABD'YE "HAYIR" DİYEBİLMEK
Doç. Dr. Durmuş Yılmaz

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 1970 yılından sonra ciddi bir politika değişikliği ile yeni bir Doktrin uygulamaya başlamıştır. Bu Almanya'nın 1933'de uygulamaya koyduğu "Lebensraum" (Hayat Alanı) doktrininin hemen hemen aynısıdır. Bu doktrine göre bir devlet kendisini, ekonomik, siyasal ve askerî bakımdan gelecekte kendisine zararı dokunabilecek; rahat, huzur ve güvenliği açısından tehlike yaratabilecek bütün bölgeleri kontrol altına almak zorunda hisseder. 1924'den sonra Rusya (Sovyetler Birliği), 1933'den sonra Almanya, 1948'den sonra İsrail, 1970'den sonra da ABD bu politikayı benimsemişler ve uygulamışlardır. Sovyet Rusya'nın BAAS Partileri kurdurarak Suriye, Irak, Lübnan gibi Ortadoğu ülkelerinde ve aynı yolla desteklediği Yaser Arafat vasıtasıyla da Filistin'de uyguladığı politika budur. 1970'li yıllarda Ortadoğu üzerinde ABD ve SSCB oldukça ciddi bir "Hayat Alanı" savaşı vermişlerdir. 1979'da başlayan İran-Irak savaşında İran'a karşı Irak'ı el altından destekleyen ABD, aynı şekilde SSCB'nin Afganistan'a müdahalesinde daha da ileri gitmiş ve açıktan Afgan direnişine destek vermeye başlamıştır. 1980 Moskova olimpiyatlarını boykot etmiş ve kendi müttefiklerine de boykot çağrısı yapmıştır. Bütün mücadele artık bu gün açıkça adı konulmuş olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) içindir.
    Bu gün gelinen noktaya bakılacak olursa bu savaşı ABD kazanmış görünmektedir. Kuzey Afrika'nın batı ucundan, Fas'dan başlayan bu çizgi, Mısır, Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Afganistan'ı içine alan bir coğrafyayı kapsamaktadır. En belirgin özelliği petrol ve doğal gaz olarak bilinen enerji kaynaklarının %70'ine sahip olmasıdır. Fakat ABD'nin de, geçmişte SSCB'nin de bölgeye ilgisini petrol ve doğal gaz ihtiyaçlarının karşılanması ile izah etmek meseleyi anlayamamak, ya da çok hafife almak olur. Kaldı ki, ABD ihtiyacı olan bu maddeleri istediği fiyattan ve istediği kadar alabilecek ekonomik güce uzun yıllardan beri sahiptir. Bu güne kadar da bu maddeleri temin hususunda her hangi bir zorlukla da karşılaşmamıştır. Öyleyse bu "İlgi"nin amacı nedir? Tekrar geriye döner ve tarihe bir kere daha bakarsak şunu da görürüz: 1924 yılında Rusya, 1933 yılında Almanya, 1970 yılında ABD her hangi bir devletin tehdidi altında olmadıkları gibi, sınırlarında çekindikleri kendilerinden daha güçlü başka bir devlet de yoktu. Zaten "Lebensraum" politikası o günkü tehdit ve tehlike için değil, gelecekte oluşabilecek tehdit ve tehlike için üretilmiş bir politik doktrindir. Yani stratejik hüviyetlidir. Daha somut bir örnekle devam edecek olursak, ABD'nin Ortadoğu'dan endişesi bu gün için değildir. Gelecek içindir: Şöyle: Eğer gelecek zamanda Ortadoğu bölgesinde oluşabilecek her hangi bir siyasal varlık, -bu, AB gibi bir yapılanma da olabilir, başka türden bir Savunma ve İşbirliği kuruluşu da olabilir - Petrol ve Doğal Gazı ticari bir meta olarak değil de stratejik bir meta olarak değerlendirir ve bununla diğer ülkeler üzerinde siyasal üstünlük kurmaya yönelirse o zaman ABD veya Avrupa ülkeleri bundan çok ciddi zararlar görebilirler. Bu durum, Ortadoğu'nun yeniden eski gücüne kavuşarak Batı üzerinde hükümran olması sonucunu doğurabilir. Daha açık bir ifadeyle İslamın Hıristiyanlığa galebesi olabilir. İşte ABD'nin bölgede tutunabilmek için - tabir yerindeyse - her şeyi göze alarak bütün gücüyle yüklenmesi, bu ihtimali göz ardı etmemesinin, ya da böyle bir oluşumu daha başlangıçta yok etmek istemesinin bir sonucudur. Sovyetler Birliği'nin 1989'da dağılması, ABD'nin BOP politikasını hayata geçirmesi yönünde önemli bir fırsat yaratmıştır. Ne Boris Yeltsin ne de bu günkü başkan Vladimir Putin, ABD'nin BOP politikasında bir engeldirler. Rusya, bu politikadan kendi ülkesi adına ne gibi bir yarar elde edebileceğini düşünmekten başka bir hareket tarzı henüz bulabilmiş değildir.
    Büyük Ortadoğu Projesi, adım adım uygulanacaktır. Irak ve Afganistan'a bütünüyle hakim olan ABD, şu anda kıskaç içine aldığı İran'ı yavaş yavaş sıkmaktadır. Tıpkı bir kobra yılanının sardığı avını yavaş yavaş sıkarak boğması gibi. Gelinen bu noktanın, bölgeyi bütünüyle "İsrailize" edeceği açıktır. Önümüzdeki yıllarda, Türkiye başta olmak üzere, ABD varlığına karşı bölgenin bütün ülkelerinde, şu anda henüz başlangıç aşamasında bulunan nefret dalgasının giderek büyüyeceğini ve halk hareketlerine dönüşerek iktidarları sarsacağını tahmin etmek hiç de zor değildir. Sadece ABD güçleri veya varlığı değil, Irak'da olduğu gibi ABD'ye yardım eden bütün birimler eylemcilerin hedefi olacaktır. Bir müddet sonra bölgemizdeki ABD askerleri belki sokağa bile çıkamaz hale gelecekler, fakat ABD karşıtı eylemler, sokaklarda işbirlikçi arayışını sürdüreceklerdir. 60 yıldır Filistin-İsrail sorununu çözmeye çalışan iyi niyetli ülkeler, şimdi daha büyük bir sorunla karşı karşıya gelmiş bulunmaktadırlar. Bölgenin tamamı "Filistin-İsrail" olmak üzeredir. Bu gün Türkiye başta olmak üzere, Suriye, İran, Mısır gibi ülkelerde de ciddi bir ABD karşıtı kamuoyu bulunmaktadır. Hükümetlerin çabası halkı teskin etmeye yetmeyecektir. ABD'nin hukuk tanımazlığı, ülkelerin iç işlerine saygısızlığı, uyguladığı mezalim halktaki nefret duygusunu tırmandırmaktadır.
    ABD'nin uygulamakta olduğu bu politika, bu gün belki sadece Irak'da huzursuzluk kaynağı olmuş gibi gözüküyorsa da yukarıda da değindiğimiz gibi, önümüzdeki yıllarda Suriye ve İran da aynı sarmalın içine girecektir. Bundan hiç şüphe etmemek lazım. Suriye Lübnan'dan askerlerini çekse de, İran nükleer programını bütünüyle iptal de etse, ABD'nin bu iki ülke üzerindeki baskısı azalmayacaktır. Fakat bölgede üzerinde durulması gereken asıl mesele Türkiye'nin durumudur. Şu anda Türkiye üzerinde ciddi bir ABD baskısı mevcuttur. Türkiye'nin komşuları ile olan ilişkisi ABD tarafından saniye saniye izlenmekte ve pervasızca da hükümet adamlarımıza iletilmektedir. Gerek ABD yöneticileri ve gerekse ABD'nin Ankara Büyükelçisi Mr. Adelman tarafından yapılan açıklamalar ve değerlendirmeler egemenlik haklarına tecavüze kadar uzanmaktadır. Son örnek de Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye'yi ziyareti ile ilgilidir. Öyle anlaşılıyor ki, ABD, Türkiye'nin kendisinden izinsiz adım bile atmamasını istemektedir. Başka bir ifadeyle Ortadoğu politikasında çatlak ses istememektedir. Hükümet üzerinde bunu belki başarabilir, fakat halk üzerinde bu politikanın ABD'ye nefreti artırmaktan öteye hiçbir sonucu olmayacaktır. Çok açık bir şekilde görülmeye başlamıştır ki, önümüzdeki günlerde Türk Halkı, "ABD'ye Hayır" diyebilen hükümetlere ya da partilere teveccüh gösterecek, onları iktidara taşıyacaktır. Hemen belirtelim ki, 1970'li yıllardaki ABD karşıtlığı organize bir hareket olarak ortaya çıkarsa o zamankinden çok daha fazla taraftar bulacaktır. Türkiye'nin her tarafında " Yankee Go Home ! " pankartları yükselecek, " Amerika Defol !" sloganları atılacaktır. Kamuoyu desteğini yitirmiş hükümetlerin bu durumu önlemeleri de mümkün değildir. Önlemek isterlerse ülkelerini krize sürüklerler.
    Biz "Herşey bitmeden hiçbir şey bitmez" sözünün doğruluğuna inanıyoruz. Onun için ABD'nin bölgemizi kaosa sürüklemesini önlemek için henüz her şey bitmiş değildir. Türkiye ağırlığını koyabilir. Zira bölgenin tam demokratik tek ülkesi Türkiye'dir. Diğer ülkeler belki hükümetleri razı edilerek ABD'nin yanına çekilebilir, fakat bu Türkiye'de mümkün değildir ve halkın bu günkü değerlendirmesi de bizim tespitlerimiz doğrultusunda, yani ABD'nin bölgeyi kaosa sürüklediği yolundadır.
    "ABD'ye Hayır" demek, ülkeyi savaşa sokmak demek değildir. Savaş yanlısı olmak demek de değildir. Tam aksine bu gün "ABD'ye Hayır" demek "Savaşa Hayır" demek anlamına gelmektedir. "ABD ile birlikte hareket edelim, belki biz de bir külah kaparız" şeklinde özetlenebilecek bir düşünce, Türkiye gibi tarihî derinliği olan bir ülkenin politikası olamaz. Türkiye kendi politikasını üreten ve uygulayan şahsiyet sahibi bir ülke olmak zorundadır. Türkiye, gücünü kendi halkından almalıdır ve öyle kalmalıdır.

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695125
Bugün :   77
Aktif :   77

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com