AVRUPA VE ERMENİ MESELESİ
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 
AB VE ERMENİ MESELESİ
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, bir kaçı istisna tutulursa, hemen hemen tamamı içinde bulunduğumuz yılı, şu veya bu şekilde, "Ermeni Soykırımı Anma Yılı" olarak adlandırmaya ve çeşitli etkinlikler ya da siyasal çıkışlarla Ermeni Diasporasının yıllardan beri yürüttüğü "Türkiye'yi sıkıştırma" politikalarına destek vermeye hazırlanmaktadırlar. Türk Tarih Kurumu'nun arşiv belgelerine dayalı açıklamaları ise Türk bilim ve siyaset adamlarından başka hiç kimse tarafından ciddiye alınmamakta ve değerlendirilmemektedir. Çünkü, Ermeni diasporasının faaliyetleri ve çıkışları bilimsellikten uzak ve siyasal niteliklidir. Siyasal çıkışların cevabının da siyasal merkezli olması gerekir. Önümüzdeki günlerde Almanya Federal Parlamentosuna sunulacak olan ve Alman Hıristiyan Demokrart partili milletvekilleri tarafından hazırlanmış olan bir metin Türkiye'yi çok ağır bir dille suçlamaktadır. Özellikle

AB sürecinde bu çıkışlar, müzakereler başladığında önümüze ciddi engeller olarak çıkacaktır. Gerek Baş müzakereci, ve gerekse müzakereleri yürüten heyetlerin başı ya da başkanı olacak şahsiyetler Ermeni Meselesi'ni, tarihî, sosyal, insanî, askerî ve iktisadî bütün yönleriyle bildikten başka, iddialar karşısında nasıl bir siyasal tavır takınılacağını da bilmesi gerekir. Türkiye adına konuşanların bu güne kadar olduğu gibi, " Bu meseleyi tarihçilere bırakalım. Onlar aralarında görüşsün, gerçeği ortaya çıkarsınlar..." vs . türünden açıklamaları Türkiye'yi hiçbir yere götürmez. Zira unutmamak gerekir ki, Ermeni Meselesi siyasal bir meseledir. Tarihçiler Arasında meselenin bilinmeyen hiçbir yönü ve yeri kalmamıştır. Türk tarihçileri de bilmektedir, Ermeni tarihçileri ve ya diğer tarihçiler de bilmektedir. Arşivler orada durmaktadır, belgelerin de büyük bir bölümü yayınlanmıştır.
    Siyasal tutum bakımından ikinci bir husus da şudur: Ermeni Meselesi'nde Türkiye, yalnızca Ermenistan Cumhuriyeti'ni muhatap almalı ve bu meseleyi onlarla görüşmelidir. Diaspora Ermenilerinin iddialarına ise siyasal cevaplar ( karşılıklar) vermelidir. Bu bir takım ilişkilerin yeniden düzenlenmesi, bir takım ilişkilerin gözden geçirilmesi vs. şeklinde olabilir. Fakat meselenin bizim açımızdan en tehlikeli yönü AB'ye girmeye hazırlanan Türkiye'nin bazı tavizler verebilecek bir görüntü sunmasıdır. Türkiye öncelikle bu görüntüsünü değiştirmeli, kendine güvenen, haklı olduğuna inanan bir tavır içine girmelidir. Başbakan, "Avrupa önce kendini sorgulasın!" diyebilmelidir. Hele Almanya, Yahudilere yaptığı ortada dururken Türkiye'yi suçlamaya kalkması, bilmem nasıl izah edilir. Fransa'da üniversitelerde Çağdaş Dünya Tarihi dersinde okutulan muteber bir tarih kitabındaki şu cümleleri Avrupalıların bilmemesi mümkün müdür? Aynen alıyoruz ( Fransızca aslından Türkçe'ye çevrilmiş olarak):
"...2. Dünya Savaşı içinde, 1942 yılında, Almanya'da oluşturulan 1000 civarındaki Toplama Kampları, gerçek bir soykırım merkezi olmuşlardır. Tam anlamıyla bir ölüm kampı olan bu merkezlerin en korkunçları

şunlardı: Auschvitz, Dacahau, Belsen, Buchenwald, Ravensbruck. Bu 5 kampta yaklaşık 10-12 milyon Yahudi, Polonyalı ve Rus toplanmış ve bunlardan 7 milyon kadarı, çoğu krematuarlarda ( insan yakan fırın) yakılmak suretiyle öldürülmüşlerdir. ( J. Bouillon, Le Monde Contemporain, BORDAS, 1968 , s. 266)
    Bir grup milletvekilimiz Almanya'ya gitseler ve yukarda adını verdiğimiz kamp merkezlerini ziyaret etseler ve basın açıklamaları yaparak soykırım yapan Almanları kınasalar acaba nasıl olur!
        Sonuç: Avrupalı muhataplarımıza şu güzel sözümüzü hatırlatmalıyız. Kendi gözündeki merteği görmeyenler, başkasının gözündeki saman çöpünü görürler!

   

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   1695138
Bugün :   90
Aktif :   90

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com